HAZIRLANIN! MEVLANA’YA GİDİYORUZ

konya mevlana gezisi

Güneş’in ışıkları iyiden iyiye yeryüzünü aydınlatmaya başlamıştı.

Yarı uyanık gözlerinle saatine bakıp “Daha gelmedik mi kaç saattir yoldayız?” diyerek bir cevap alma umuduyla annene baktın.

Ama annen seni duymamıştı bile, uykusunun en derin yerindeydi belki de. “Hışşt sessiz ol.”☺

 

Yolculuğunun nihayet bulacağı yeri düşündükçe kalp atışların hızlanıyordu. Çünkü hayatın boyunca unutamayacağın, anlata anlata bitiremeyeceğin bir hatıranın adımlarını atma yolundaydın.

 

Gözlerini hiç ayırmadan yola bakıyordun. Dedin ki “Çok şükür şu yollar var, ya olmasaydı içimdeki kavuşmak ateşi nasıl sönerdi? Kaç dağ, tepe aşmam gerekirdi? Hem bütün yollar tek bir yere gitmek için değil miydi? O da Efendimiz’e (s.a.v)…”

Bugün o en sevgiliye gitmiyordun belki. Ama sonrası için “Nasip…” deyip iç geçirdin.

Gözlerini yumdun ve yüreğin yana yana duanı ettin “Rabbim nasip et bir gün…” Hem yolcunun duası makbûldür değil mi?

 

“Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir:

Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.” (1)

 

Bugün ise senin bahtına düşen;

Rabbi’ne olan aşkından yanıp tutuşan, ölüm gününe “Şeb-i Arus” diyen hatta “…dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın. (2)” diye vasiyet eden peygamber âşığı Mevlana’nın ziyaretine götüren, bu bir türlü bitmek bilmeyen yoldu.

 

Heyecanlıydın çünkü Konya denilince hayalinde hoşgörü vücut bulurdu, tasavvuf, ilahi doku ruhuna işlerdi âdeta. “Mevlana.” derdin usulca.

İşte tam da şimdi Mevlana Türbesi’ni görmek için gidiyordun.

 

Evet, şehir uzaktan uzağa görünmeye başlamıştı, anladığın kadarıyla bir hayli yaklaşmıştınız.

 

Ve artık ovaya yayılmış koca bir şehir, gözlerinin içinde yerini almaya başlamıştı.

 

Öncelikle kahvaltı yapmanız gerekliydi. Saatlerdir yollardaydınız ama sen bir an önce Mevlana Türbesi’ne gitmek istediğin için bu kahvaltı kısmını atlamaya razıydın. ☺

(Sanırım artık her şey için çok geçti çünkü tüm bunlar zihninden şimşek hızıyla geçerken sen usulca çayını yudumluyordun. ☺)

 

Neyse ki burada fazla oyalanmadan adımlarınızı dışarı atabildiniz.

Artık görmek için sabırsızlandığın, gördüğün her karesini ise zihninde kalıcı belleğe atmak için şimdiden uğraştığın Mevlana Türbesi’ne gidebilirdiniz değil mi?

 

Evet istikametiniz Mevlana Türbesi. ☺

Aracınız için uygun bir yer bulup hemen adımlarınızın yönünü giriş tarafına çevirdiniz.

Giriş kısmı hayli kalabalık.

Gözünüze hemen etrafa hayranlıkla bakan turistler ilişiyor. Nasıl da dikkatle inceliyorlar?

Hatta birisiyle göz göze geldiniz. Orta yaşlarda bir bayan, elinde fotoğraf makinasıyla çekebildiği kadar resim çekme peşinde. Çünkü içeride çekim yasak. ☺

Birbirinize tebessüm edip meraklı gözlerle etrafı incelemeye devam ediyorsunuz.

 

“Mevlana Dergâh’ı, Selçuklu Sarayı’nın gül bahçesi iken Alaaddin Keykubat tarafından Mevlana’nın babası Bahattin Veled’e hediye edilmiş. Mevlana’nın babası vefat ettiğinde buraya defnedilmiş. Kendisini sevenler buraya türbe yaptırmayı teklif etseler de Mevlana bunu kabul etmemiş.”(3)

 

Mevlana hakkında menkıbelerin anlatıldığı Ahmed Eflaki’nin kitabı “Arifler’in Menkıbeleri”nde Mevlana’nın babası için türbe yaptırmak isteyen devrin sultanına “Gök kubbeden daha görkemlisini yapamayacağınıza göre zahmet etmeyin.” dediği rivayeti yer alır. (4)

 

“‘Kubbe-i Harda’ yani Yeşil Kubbe 17 Aralık 1273 yılında Mevlana’nın vefatından sonra oğlu Sultan Veled Mevlana’nın müsaadesiyle Mimar Bedrettin Tebrizi’ye yaptırılmış.” (5)

 

Gül bahçesinden avluya geçiş yapıyorsun. Heyecanın ve mutluluğun her adımında artmakta. Hiç durmadan gün boyu burada gezebilirsin hatta itiraf et buradan ayrılmayı hiç istemiyorsun.

Ama şimdi ayrılığı düşünerek zihnini meşgul edemezsin çünkü burası hayal ettiğinden çok çok daha güzel ve sen hiçbir detayı kaçırmak istemiyorsun. ☺

 

Avluda altı köşeden gök mermerden yapılmış havuzu görüyorsun.

Adı “Şeb’-i Arûs Havuzu”ymuş.

 

“Mevlânâ’nın kamerî seneyle vefat yıl dönümlerinde, bu havuzun yanına Mevleviler toplanır, sergiler, hasırlar serilir, minderler, yastıklar getirilir, yenilir, içilir, eğlenilir, âyinler okunur ve semâ gösterisi yapılırmış. İşte bu nedenle bu havuza düğün ve ziyafet gecesi anlamına gelen ‘Şeb-i Urs Havuzu’ denilmiştir. Ancak havuzun adı halk arasında zamanla değiştirilerek ‘Şeb’-i Arûs Havuzu’na dönüştürülmüştür.” (6)

 

Bak az kalsın unutuyordun, Yeşil Kubbe’nin dış kısmının önünde resim çekinmedin, hemen ilerliyorsun. (Bu arada burada resim çekinmek turistler arasında oldukça modaymış. ☺)

Birkaç tane de sen resim çekiyorsun. ☺

Hediyelik eşya satan yaşlı bir teyzeden de bir şeyler aldığına göre artık içeri girebilirsiniz. Bakalım içeride neler bekliyor seni? ☺

 

Büyük bir kalabalıkla içeri girdin. Girişteki ilk bölüm Tilavet Odası.

 

“Tilâvet Odası, bitişiğindeki Mescid’in batısında yer alan Son Cemaat Mahalli’nin devamı gibidir. Odaya basık kemeri ve söveleri mermerden olan, çift kanatlı oyma ahşap kapıdan girilir.

 

Hat Dairesinde Mahmud Celâleddin, Mustafa Rakım, Hulusi, Yesarîzâde gibi devirlerinin meşhur hattatlarının levhaları yanında, Sultan II. Mahmud’un yazdığı altın kabartma bir levha da burada sergilenmektedir.” (7)

 

Sokullu Mehmed Paşa’nın oğlu Hasan Paşa tarafından 1008-M.1599 yılında yaptırılan, ceviz ağacından yapılmış kapıdan(*) Huzur-ı Pîr’e giriyorsun.

 

(*) Kapıyı oluşturan ahşabın üzeri gümüş levhalar ile kaplanmıştır. Kapının halkaları da işlemeli gümüştür. Bu nedenle kapı “Gümüş Kapı” adıyla tanınmaktadır.

Kapı âdeta cilt kapağı gibi düzenlenmiş, panoların köşeleri ve ortalarındaki motifler kabartma olarak işlenilmiştir. Motiflerin üzerine yapıldığında altın suyu çekilmişse de zamanla silinmeden dolayı altını büyük ölçüde kaybolmuştur.

 

Huzûr-ı  Pir’de, Kubbe-i Hadra ( Yeşil Kubbe) ve  Kibâbü’l Aktâb olarak adlandırılan Mevlana’nın ve aile efradının türbeleri bulunduğunu görüyorsun.

Hayretler içindesin. Burası mimarî yapısının yanı sıra kandillerle, örtülerle, kandillerle daha birçok güzelliklerle süslenmiş. Gözlerini ayırmak istemiyorsun.

 

Bu bölümdeki ziyaretinizi de tamamladıktan sonra Semahane kısmına geçiyorsunuz.

Semahane, Kânuni Devri özelliklerini taşır.

 

Bu bölümdeki vitrinlerde “…sema sırasında kullanılmış olan ney, rebab, kudüm ve halile ile musiki ustalarının kullandıkları ve mutribe sonradan giren musiki aletlerinin dışında Mevlana’ya ait giysilerden kaftanı, namaz seccadesi, omuz atkısı gibi giysileri ile Sultan Veled’e ait deste-gül adı verilen gömleği, Şems-i Tebrizî’ye ait olduğu söylenilen serpuş ve alemler ile Memlüklüler devrine ait olan şeffaf cam kandiller sergilenmektedir.” (8)

 

Ve artık yavaş yavaş bu huzur kokan gezinin sonuna gelmeye başladın.

Yüreğinde hafif bir burukluk, yüzünde yarım kalmış bir tebessüm…

Ne güzeldi Allah aşkıyla yanıp tutuşan, kendinden geçen bir yüreğin burada misafiri olmak, onun ziyaretine gelmek…

 

Koşar adım attığın adımlarını şimdi yavaş yavaş geriye atıyorsun.

Arkanı dönüp son kez gözlerine hapsetmek istiyorsun seni maneviyatıyla kucaklayan bu yeri…

Belki yine gelmek nasip olur.

“Allah’a emanet ol…” diyorsun usulca…

 

“Ey aşağılık dünya ayrılığına sabredemeyen dost, Allah ayrılığına nasıl sabredeceksin?” (Hz. Mevlana)

 

(1) İbn Mâce, Dua, 11

(2) http://www.erdemgurses.com/konya.html

(3), (5), (8) http://azgittimuzgittim.com/bir-gunde-konya-gezisi/

(4) http://www.3dmekanlar.com/vikipedi.htm?KONYA_MevlanaTurbesi

(6), (7) http://muze.semazen.net/content.php?id=00033

 

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?