“HER ŞEY KENDİ ÜRETTİKLERİNİN TANRISIDIR” DİYEN ATEİSTLERE CEVAP

Geçenlerde bir kardeşim bir dergide başlıktaki bu konuda yazılmış sayfalarca açıklamayı okutunca batıl bir şey nasıl böyle savunulabilir diye hayret ettim…
O böyleyse asıl hakikat hiç susmayacaktır. Özetle yazıda deniyor ki “Tanrı fikrini insan ihtiyaçlarından doğan bir çaresizlikle bir kurtuluş yolu olarak yaratmıştır. Herkes kendi ürettiklerinin tanrısıdır.”
İnsan âciz bir varlıktır evet ama bu “âcizlik sonucu bir tanrı kavramını yaratması fikri”nin tek alternatif olduğunu düşünmek hem yanlış olur hem de bu fikir biraz deşilse temelsiz ve de çürük çıkacaktır. Hayır, insan âcizlik hissettiği için tanrı kavramına muhtaç olup tanrıyı yaratmış değildir; tam aksine Allah insanı kendisine muhtaç şekilde âciz bir mahluk olarak yaratmıştır. Tanrı ne demek önce bu kavramı düşünmeliyiz. Sadece bir şeyleri meydana getiren kişi olmaktan ibaret ise o zaman insan da kendi ürettiklerinin tanrısı olabilmiş olamaz. Zira şuurla yaptığı en basit bir eylemde (yemek, içmek, konuşmak) dahi insanın elindeki sadece o işe meyletmektir, onun dışında vücudunda gerçekleşen faaliyetler onun ilmi, iradesi, şuuru dışında gerçekleşir; elini oynatana kadar vücudunda binlerce hücre kendisine düşen vazifeyi yerine getirip sistemli bir şekilde belli kanun ve düsturlar dairesinde hareket etmelidir. Sinir sistemleri ve dahi dolaşım vs. bütün sistemler bir uyum içinde birbirine mani olmadan ve hatta birbirine yardımcı olacak şekilde çalışmalıdır. Bu dergideki yazı çerçevesinden bakıldığında o zaman her hücre hatta her atomun tanrı olması lazım gelir. Bütün zerrelerin birbirine bakar bir gözü birbirine geçer bir sözü olmalıdır ki bu şekilde “Beraber baş başa verip bu işleri intizam dairesinde yürütmeliyiz.” der gibi bir hâlde iş görmeleri lazımdır. Yani her şey birbirine nihayet derecede hem hâkim hem de mahkum olmalıdır.🤮
Zira her şey birbiriyle bağlıdır. Gözdeki görme sistemi kâinatta işleyen optik kurallarına uyumlu olduğu gibi, Güneş’in zararlı ışınlarını soğuran ve onu belli bir düzende dağıtan, kullanılabilir şekilde işleyen ve o gözün imdadına gönderen bir sistemde gözdeki zerrelerden tut gözün çalışması dairesinde onun vazifesine yardım eden bütün sistemlerdeki zerreler birbirine uyumludur. Bir elmayı yaratan kimse baharı yaratan da o olması lazımdır zira o elma o tezgahta dokunuyor. Ve keza Güneş sistemi ve dahası her şeyin kendine mahsus vazifesini yerine getirmesi gerektir. Hele de kâinatın bir noktadan Big Bang ile doğduğunu hayal edersek en intizamsız sonuçların bir patlamadan doğması daha muhtemel olmasına rağmen bugün bilim dünyasını hayretler içinde bırakacak şekilde incecik hesaplar doğrultusunda kısır olmayan yollar takip edilerek en intizamlı bir sistemin bu patlamadan kurulu olduğu görülür. Şimdi bu sistemde her şey vesile olduğu şeyin tanrısı olsa herkes birbirine hem tanrı hem kul olması lazım gelir; bu ise imkânsız bir safsatadan, akıldan istifa etmekten başka bir şey değildir. Bir köyde iki muhtar bir ülkede iki başkan olsa düzen herc-ü merc olacağını akıl gözü görmeye yeterli iken illa da yeterli görmüyorsa o zaman tarihe bakabilir. Bütün buraya kadar özetle yazmaya çalıştıklarıma bir de bu atomların ilmi, iradesi, şuuru olmayan; âciz, cansız mahluklar olduğunu hesaba katarsak bu düşüncenin ne kadar büyük bir safsata olduğu, bu görüşü savunan insanı dahi şaşırtacaktır. Zira ilmi, iradesi, şuuru olmayan; birbirini tanımayan nihayet derecede her âciz mahluğa; ilmi, iradesi, kudreti, şuuru olan ve bütün kâinata sözü geçen, bütün kâinatın her tarafından ve birbiriyle bağlı bütün düzenlerden haberdar olacak bir ilmi vermek, hadsiz imkânlar ve yollar içerisinde hikmetli ve meyve veren yolları takip ettirecek bir irade vermek ve de zerrelerden yıldızlara kadar her şeye sözü geçen nihayetsiz bir kudret vermek lazım gelir. Yani bir Allah’tan kaçıp her şeyi başına ilah diye musallat eder. Bir komutanın bir arş emri ile koca ordu itaat edebilecekken ve her askerin levazımatı bir fabrikadan çıkması fikri bu kadar kolayken gidip de her askere bir komutan yükümlülüğü verip sonra beraber ortak hareket edip nizamsızlık çıkarmayarak aynı anda hareket etmelerini beklemek fikrini kabul etmek ve de her askerin levazımatı için hepsine ayrı ayrı fabrikaları kurmak fikrinin zorluğu bu kadar bariz iken bunun gibi zor bir yolda diretmek -hele de imkânsızlık derecesinde bir zorluksa- ancak ve ancak körü körüne bir inadın ve şuursuzca bir inkârın eseri olabilir.

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?