İslam Bilime Karşı Mı?

Gerçeklerle yüzleşme vakti..

Evet, birçok defa etrafımızdaki inançsız insanlardan İslam dini hakkında çok kaba ve iftiraya varan cahilâne sözler işitiyoruz. İslam’ın bilime karşı bir duruş sergilediği, fen ve sanata engel teşkil ettiği vb. onlarca söz…
Gelin bu söylemlerin “KOCAMANN” bir yalan olduğunu sizlerin ve diğer bütün gören göz, işiten kulak, idrak eden beyin sahiplerinin inkâr edemeyeceği şekilde İSPAT edeyim.
Evet, bundan 1300 yıl öncesinde şu anda İspanya ve Portekiz’i içine alan İber yarımadasına Müslümanlar’ın geçişi söz konusu olmuş ve burada ilk olarak (710-756) yılları arası Fetih ve Valilik dönemi olarak bilinir. Sonralarında ise yaklaşık 9 asır yani 1609′ a kadar sürecek Müslüman beylik ve devletler süreci yaşanmıştır. Bizi ilgilendiren kısım şu ki; “Müslümanlar Avrupa’ya geldiklerinde ne ile karşılaştılar ve Avrupa’ya hem bilimsel hem ahlakî ne gibi katkılarda bulundular?” Evet kemerlerinizi bağlayın ve koltuklarınızı dik konuma getirin, İslam ve Müslümanlar hakkındaki gerçekleri okumaya hazır olun.
Evet, bu yazıyı çok uzun tutup sıkıcı yapmak istemiyorum; 5 Başlık altında yeterli bilgileri verip meraklılarını kaynaklara yönlendireceğim.
1) Tıp
Avrupa’da hastalar, içlerine kötü ruhlar veya şeytanın girdiği düşüncesiyle cezalandırılırken Endülüs’te insanî şartlar altında, üstelik ücretsiz olarak tedavi edilmekteydiler. 1163′ te papanın emri ile cerrahinin tıp ilimleri arasında okutulması yasaklanırken Endülüs’te Müslüman cerrahların babası olarak kabul edilen Ebul Kasım Zehravi pek çok cerrahi operasyona imza atmış hatta ameliyatlarda kullanılacak 2oo kadar yeni ameliyat malzemesi icat etmiş ve kendine has narkozu kullanmıştır. İlk fıtık ameliyatını gerçekleştirmiştir. Yazdığı et-TASRİF adlı eser 17.yy’ a kadar Avrupa’da ders kitabı olarak okutulmuştur. Kanamanın durdurulması hususunda 1552′ de Ambroise Pare’nin damar bağlama metodunu 5 asır önce ortaya atmıştır. Modern tıbbın öncülerinden kabul edilen MUHAMMED el Gafıki(13.yy) ise göz hastalıkları üzerine yoğunlaşmış ve tedavi yöntemleri hakkında eser yazmıştır. Geliştirdiği TROHOM tedavisi 2.Dünya Savaşı’na kadar Avrupa’da kullanılmıştır.
2)Tarım Teknikleri
Endülüs Müslümanlar Avrupa’da bilinmeyen sulama sistemini geliştirdiler; ayrıca hasat zamanı ürünleri toplamaya yarayan aletler icat ettiler. Tahıl ürünlerini uzun yıllar saklayacak yeraltı depoları inşa etmeyi öğrettiler. Müslümanlar sayesinde İspanya’da bulunmayan portakal, zencefil, limon, şeker kamışı vb. ürünler İspanya’ya getirilmiştir. Avrupalılar Endülüs Müslümanları sayesinde bilinmeyen pek çok sebze ve meyve ile tanışmıştır. Böylelikle ürün rekoltesi artmış bu da refah seviyesinin yükselmesine neden olmuştur.

 

3) Yükseköğretim
Öğrenme isteği Kur’anı Kerim tarafından düşünmeye teşvik edilen Müslümanların en önemli özelliklerinden. Bu sayede İslam dünyasının dört bir yanında cami, mektep, hastane ve rasathanelerde ileri düzey dersler okutulmuş ve eğitim için hususi binalar tahsis edilmiştir. Müslümanlar’ın İspanya’nın dört bir yanına yayılan eğitim sistemi daha sonra Avrupa’ya da geçmiştir. Ayrıca Endülüs’te temel eğitimin yanında yükseköğretim veren medreseler de bulunmaktaydı. Endülüs medreselerinde eğitim almaya gelen Avrupalı öğrenciler ülkelerine döndüklerinde Avrupa’daki şehirlerinde üniversite açmaya öncülük etmişlerdir.

 

4) Şehircilik
10.yy Endülüs’te sokakların lambalarla aydınlatıldığını, içinde musluktan suların aktığı hastaneleri var olduğunu, kütüphaneler, camiler ve hatta umumi hamamların bulunduğunu duyduğumuzda belki de şaşıracaksınız. Endülüs Müslümanları hidrolik mühendisliğinde uzmanlaşmaları sayesinde kemerli su yolları yapabiliyorlardı bu sayede başkent Kurtuba’ya su getirmişlerdi. Yine bugünkü anlamda şehirlerde kanalizasyon sistemi mevcuttu, yağmur suları sokaklardan kolayca çekilip gidiyordu. Aynı dönemde Paris, Londra geceleri zifiri karanlıkta batak ve çamur içindeyken Endülüs şehirleri ışıl ışıl ve tertemizdi.

 

5) Müzik ve Moda
Bağdat’ tan Endülüs’ e gelen Ziryab, dünyanın ilk konservatuarını Kurtuba’ da kurdu. Ahenk ve beste derslerinin verilmesi, beşinci bas teli ilave edilen udun Avrupa’ya getirilmesi vb. onlarca sanatsal faaliyette bulunup çok sesliliği Avrupa’ya getirenlerin Endülüsler olduğu kabul edilir.
Bugünkü hâkim olan moda standartlarımız Ebu’l Hasan Ali ibn Nafi’ye (789-857) dayanır. Mevsimlere uygun giyinmenin sağlığımıza önemini vurgu yapan Ziryab günün farklı saatlerinde farklı elbiseler giyerdi. Deodorantları ve düzenli banyo yapma fikrini ona borçluyuz. Modanın öncüsü olarak erkek tıraşında yeni stiller geliştirmiş, farklı saç şekilleri tasarlamıştır.(1)

 

Evet daha yazabileceğim onlarca başlık ve bilgi var; fakat maksat hasıl oldu, diyerek bu gerçeklere gözünü kapatıp kötü örnekler üzerinden İslam dinine saldıranlara Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz’in (sav) bizleri devamlı olarak araştırmaya, sorgulamaya sebep sonuç ilişkisi içerisinde büyük kainat kitabını okuyup anlamaya teşvik ettiklerini hatırlatarak bir daha düşünmelerini rica ediyorum. Unutulmamalıdır ki “İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir; göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.” (2)


1) Derin Tarih Dergisi | Ah Endülüs | Özel Sayı 4

2) Bediüzzaman Said Nursi | Münâzarât, s. 44-47

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?