KALPTEN ARŞ’A GİDEN YOL  

2

Bugün kalbimden gelenleri; uçağın pencere kenarını kapmanın mutluluğuyla

ve pamuk gibi hafif görünen, sadece bakınca bile insanın ruhunu dinlendiren

bulutların arasından geçerken yazıyorum.

Bu yazıyı okuyan kardeşim, ağabeyim, ablam… Seninle en derinlerde sakladığım

belki de en özel hislerimi paylaşacağım. Hadi o zaman başlayalım mı dertleşmeye?

Bilir misin, bazen insanı öyle bir hâl alır ki anlatamaz kendini, içine kapanır.

Ne yapsa ne etse boş gelir, gönlü daralır. Ne ağlayabilir ne konuşabilir.

Oysa içten içe çığlık çığlığadır fakat etrafında duyanı yoktur… Her şey böyle devam ederken

bir cuma günü ikindi vaktinden sonra akşam ezanına birkaç saat kala balkona çıkar, kaldırır başını

semaya bakar; çeşit çeşit bulutlar kaplamıştır göğü, kuşlar cıvıl cıvıldır… Güneş batmış fakat her yer

aydınlık, henüz gece olmamış ama ay çoktan yerini almıştır bile gökte… İşte o zaman

bir huzur çöker içine. Akar gözyaşları, günlerce haftalarca konuşmayan dili başlar konuşmaya

çünkü insan hisseder ki “Biri var onun hatıratı kalbini işitir. Her şeye eli yetişir. Herbir arzusunu

yerine getirebilir. Aczine merhamet eder. Fakrına medet eder.”(1)  ve başlar gözyaşlarıyla

birlikte kalbinden dökülenleri tek dostuna, onu en iyi anlayana ve onu çok sevene anlatmaya…

Dua, kulun Rabbi’yle muhabbetidir. “Küçüğün büyüğü, muhtaç olanın verecek

olanı ve kulun kulluğunu hatırlamasıdır.”

 Hem bizi duyan Zât öyle bir Zât-ı Kerim’dir ki

ne anlatacağımızı, ne isteyeceğimizi bildiği hâlde bizi dinler. ‘’Dua eden kulunu cevapsız bırakmaz.”

 Hem öyle bir Zât-ı  Akdes’dir ki

en gizli sırları ve en küçük arzuları bilir. Affı bütün günahlardan büyüktür.

 Hem öyle bir Zât-ı Zülcelal’dir ki

hiçbir yardım edicisi bulunmayanların yegane yardımcısı, gönlünü hoş edecek dost ve

yakınlarından mahrum olanların en yakın dostudur.

 Hem öyle bir Zât-ı Zülkemal’dir ki

kulları üzerine çöken üzüntü  ve keder bulutlarını dağıtır. Darda ve sıkıntıda kalanların

dualarına cevap verip onlara yardım eder.

İnsan, zaman ve mekan gözetmeksizin her daim onu dinleyen ve dinlediklerini

cevapsız bırakmayan Allah gibi bir dosta sahipken; hiç akıl kârı mıdır ki içimiz çığlık

çığlığayken o dost bizi duymasın ve yardım eli uzatmasın?

Ey kardeşim, tüm kara bulutlar çöktüğü vakit üzerine aç ellerini ve söyle:  “Rabbim,

Rabb-i Rahimim, yegane dostum, ümit kaynağım, bilirim ki bu kara bulutların

arkasında rahmetinin tecelliyatı olan yağmuru yağdıracaksın ve ardından güneşi

semaya yükseltecek gönlümü aydınlatacaksın.” (inşâAllah)  İşte o zaman tüm

sıkıntılarından kurtulacak ferahlayacaksın. Sen sadece gönlünü aç O’na.

Unutma ki “Dua rahmet kapılarının anahtarı ve müminin silahıdır.” (2)

Unutma ki yalnız sıkıntı anında değil mutluyken de çalınır dua kapısı “Mutluyken de çal ki

başına bir dert geldiğinde sana ‘evet’ desin Allah.”(3)

Ve unutma kardeşim; kimse yokken O vardır yanında, kimse anlamazken seni

O anlıyor, dost dediklerin gelip geçerken asıl dost olan Allah hep bâki kalıyor.

Ne olursa olsun dinliyor ve cevapsız bırakmıyor. Sana bu kadar çok değer veren

bir dostun varken O’nu unutma kardeşim…

 

Allah’a emanet ol…

 

(1)- Risale- i Nur Külliyatı, Sözler

(2)- Tirmizi

(3)- Nurettin Yıldız

Paylaş

2 yorum yapılmış. Sende yap :)

Yorum Yap