KARANLIK MI, İNSAN?

Karanlık bir vakit, gök kara, yer lambaların ışığıyla aydınlanmaya utanır. Ağaçlar rüzgârın dokunuşuyla ahenkli, yollar kimsesiz bir çocuk gibi korkak, sorular bir o kadar muamma ve âdeta kabuğuna çekilerek girer koyunun huzur tonuna dünya.

“Peki maviyi örtüsüne bürüyen gecede insan ne alemde?”

Bence, bir umutla pencereden dışarıyı seyreylemekte. Yarını, dünü, bugünü hesap etmekte. Aldandığının farkına varıp susmakta belki de. Kendine bile itiraf etmekten kaçtığı doğruların peşinde insan. Bilir çünkü:

İnsan, aldanan en çok da nefsine.

İnsan, şükürsüz verilene de verilmeyene de.

İnsan, dünyanın sularında boğulur şimdilerde.

İnsan, bitirir umudu gelip geçici heveslerle.

İnsan, unutur en çok da Rabbini fâni âlemlerde.

 Zaten bu yüzden olsa gerek ki insana beşer denilmiş. Beşer şaşabilir, hatalar yapabilir, his ve hevesatının peşine düşebilir özellikle gençlik mevsiminde günahlara da dalabilir. Üstad Bediüzzaman bu konuyu “Evet, gençlik damarı, akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, âkıbeti görmez.”(1) diyerek özetlemiş aslında.

 Biz akıbeti görmüyoruz, göremiyoruz, belki de görmek istemiyoruz kardeşim. Kırılmaya mahkum cam şişeleriyle uğraşıp elması kendimize küstürüyoruz. Sonlu olana gönül verip sonsuz olan Ezel ve Ebed Sultanını (c.c) unutuyoruz. Mâsivâ fâni ve ölmeye hazır. İnsan ise sonsuza programlı ve Allah’a âşık; eğer sevmiş ise, görmüş ise, şaşmamış ise.

 Bilirsin ki kardeşim karanlık geceyi kapladığı gibi girdiğimiz günahlar, yaptığımız hatalar da kalbimizi kaplar. Vicdanımızı susturur. Yolumuzu bozdurur. Kararan kalplere işlemez olur nur. “Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor.” (2) tabiriyle tehlikeye karşı bizi uyarıyor Üstad Bediüzzaman. Çünkü, zordur kaçmak ahir zamanın kural tanımaz isyanından, bitmek bilmeyen haksızlığından, günahlarla dolu ortamlarından. Bizler de kalbimizi temizlemek, her gün yeni bir ben ile uyanabilmek için tövbeye sarılacağız, Allah’ın ipini hiç bırakmayacağız inşâallah.

Bir Hadis-i Şerifte Efendimiz (sav): “Tövbe ediniz! Allah’a kasem olsun, ben günde yetmiş kere Allah’a tövbe ve istiğfar ediyorum.’’ (3) buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz bile günahsız olmasına rağmen günde en az yetmiş defa tövbe edermiş. Ayakları şişinceye kadar namaz kılmasını, ümmeti için gecelerce uykusuz kalmasını, kavminin işkencelerine karşı DAVAM diye İslam’ı haykırışını düşünürsek bir de üstüne Peygamber olduğunu da eklersek yetmiş defa tövbe etmesinin hikmetlerinden biri de kanaatimce ümmetini tövbeye davettir.

Evet kardeşim,

 Sen de davetlisin tövbe için ve (yazıyı hangi vakit okuyorsun bilmiyorum ama) gece karanlığıyla doğarken pencerene sen de ser seccadeni çık alâ-yi illiyyîne. Yaptığın hataları, günahlarını sana senden daha yakın olana anlat, anlat bütün derdini, tasanı, kederini. Kendini anlat O’na. Bir de seni O dinlesin. O olsun yaralarına derman. O olsun tek istidat noktan.

 Hem düşün bir, sen imtihandayken kim vardı yanında O’ndan başka? Seni yaptığın bir hatayla silebilenler, yaşadığın bir olumsuzlukla arkasını dönenler gibi değil Allah azze ve celle.

 Duha suresinde de “Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.’’ (4) diyor ve seni her gün her saat her dakika bekliyor.

Şimdi sen de hazırsan eğer Allah demeye, serdiysen seccadeni, et tövbeni kardeşim. Yarın senin üzerine güneş doğmayabilir. Yarın o baktığın pencerede sen olmayabilirsin. Yarın aramızda bulunmayabilirsin. Bu yüzden tövbeni erteleme. Çünkü: “Erteleyenler helak oldu.”(5)

 Eşrefi mahluk olduğunun idrakiyle şükreyle, hamdeyle Rabbine ve bembeyaz bir sayfa aç kendine. Umutla baktığın o pencere sana o gecede yol olsun. Ruhuna bir inşirah sunsun. Serdiğin seccade duacın, akıttığın her gözyaşı şahidin olsun inşâallah.

Gün, bugündür. 😊

Vesselam..

 

Dipnot

1) Risale-i Nur Külliyatı, Şualar, On Dördüncü Şua.

2) Risale-i Nur Külliyatı, Lem’alar, İkinci Lem’a.

3) Buhâri, Daavât, 3; Tirmizi, Tefsir, (3255)

4) Kuran-ı Kerim, Duha Suresi, 93/3.

5) (Müsned, 1/129 bk. Mecmau’z-Zevaid, 5/172)

Paylaş

8 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. Avatar
    Elif 13 Mayıs, 2019 at 15:07 Reply

    Gerçekten çok güzel yazılar.Ben kitap yazıyorum ve çoğu konumuz aynı.Kitabımın bazı bölümlerine bunlarıda ekliyebilirim 🙂

  2. Avatar
    Esra 29 Ekim, 2018 at 20:50 Reply

    Çok etkileyici ve çok doğru, insan çoğu zaman dünyaya geliş sebebini unutup gaflete dalıyor.İyiki böyle yazılar paylaşıp, bizi gaflet uykusundan uyanhırıyorsunuz

  3. Avatar
    Anonim 29 Ekim, 2018 at 15:58 Reply

    Girdiğimiz bu yolda Allah yar ve yardımcımız olsun inşallah Allah sizlerden de razı olsun bizi bilgilendirdiğiniz için ❤

Yorum Yap

Bunları da okumalısın