Ne Derlerse Tesadüf Deyin

Günlük hayatımızda tesadüf (rast gelme, kendiliğinden olma) kelimesini çokça kulanmamıza rağmen gerçekte tesadüf yoktur, tevafuk( birbirine uygunluk, nizamlanmış şekilde uygun olmak) vardır. Yaratılışta ve devam eden hadiselerdeki pek çok noktadaki benzerlikler tesadüf değil, tevafuktur. Tevafuk ise bir Mühr-ü Tevhid’dir. Tevhid, Arapça’ da “vâhid(bir)” kelimesinden türeyen mastar bir isimdir. Sarfa dökecek olursak;
✔️واحد (bir)
✔️يواحد (birliyor)
✔️توحد (birleme)

Cenab-ı Hak şu muazzam kâinatı yaratırken hem yaratıcının bir olduğunu göstermek hem de kainattan daha iyi istifade edilmesi için birçok tevafukla yaratmıştır. İnsan vücudu, meyveler, çiçekler, atomlar, ağaçlar gibi mahlukların simetrik olması; benzer şekilde ressamların, heykeltraşların, mimarların sanatlarının icrasında kullandıkları altın oranlarda bunun bir göstergesidir. Sanat demişken Tac Mahal’i gözünüzün önünde bir canlandırın. Müthiş efsanesinin yanında mükemmel düzeni, kusursuz simetrisiyle bizi hayretler içerisinde bırakır. Hatta Mimar Sinan’a da değinecek olursak onun yapıtlarındaki mükemmelliyeti dile getiren şu cümle çokça kulaklarımıza ilişmiştir: “Mimar Sinan’ın yapıtlarında olağanüstüsü bir bitmişlik vardır. Ne bir tuğla eksik ne de bir tuğla fazla.”
Bu eserler, sanatlar çok ince bir plan ve hesap ürünüyken ya kainat?

Gelin, uzayın sır perdesini biraz aralayalım ve ötelerin ötesine bir yolculuk yapalım.🌎
Baktığımız zaman uzayla ilgili edinmiş olduğumuz bilgiler hiç de küçümsenecek seviyede değildir. İnsanoğlu keşfetmek istemiş, merak etmiş ki “İnsanı en ziyade tahrik eden meraktır.“(1) Ve onun her “Tamam.” dediği yerde yeni bir eksiklik kendini göstermiştir. Dünyada yapılmış en güçlü teleskopla bile uzayın ancak belli bir kısmı görülebiliyor. Bu görülebilen kısmında uzayda ne kadar yer kapladığı bilinmiyor.🙊

Dünyanın içinde yer aldığı Samanyolu galaksisinde yaklaşık 200 milyon, Güneş büyüklüğündeki yıldızı bünyesinde barındırmakta ve boyu 100 bin ışık yılı, eni 20 bin ışık yılı mesafesinde.
Lütfen şu hesaba bir dikkatinizi verin.👇🏻

📌 Işığın 1 saniyede katettiği mesafe 300.000 kmdir. Dolayısıyla;
300*60(1 dakika)*60(1 saat)*24(1 gün)*365(1 yıl)=9.5 trilyon km.
İçinde yaşadığımız Samanyolu galaksisinin uzunluğu 100.000*9.5 trilyon km’dir.
Peki iş bizim galaksimizle bitiyor mu ? Hayır! Daha bu gibi milyonlarca galaksinin var olduğu tahminler arasında. İşin ilginç yanı ne biliyor musunuz? Her şey ama her şey hareket halinde. 😱 Dünya , Güneş, Güneş sistemi vs. sürekli dönmekte. Güneş “helezoni”-bir geçtiği noktadan bir daha geçmiyor.- bir şekilde dönüyor. Dünyada Güneş’in çekim kuvvetinde olduğundan bu dönüşe iştirak etmek zorunda. Galaksimizde dönüyor demiştik içimde barındırdığı 200 milyar yıldızla beraber.
Bu ne ince hesaptır ki milyonlarca galaksi içindeki milyonlarca yıldızla dönüyor da biri diğerinin yoluna çıkmıyor?
Kur’anı Kerim’de ki şu ayetlere bakacak olursak;

📌”Biz herşeyi bir ölçüye göre yarattık.“(2)

📌”Güneş’in ve ayın hareketleri bir hesaba göredir..“(3)

📌 “Rahman’ın yaratılışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü çevir bak, bir çatlak görebiliyor musun ?”(4)
Bu akılları zorlayan mükemmellikteki kainatın var oluşu ile ilgili süregelen iki model karşımıza çıkar:
• Big Bang💥 (evrenin belli bir süre önce yaratıldığı)
• Durgun Durum😏( evrenin yaratılmayıp ezelden beri var olduğu)
Beraber incelelim;

1924-1929 yılları arasında Amerikalı astronom Edwın Hubble’ ın yaptığı araştırmalara göre evren genişlemekteydi hem de milyonlarca yıldır. Tıpkı şişirilen bir balon gibi🎈 (Muhakkak ki biz evreni genişleticiyizdir.(5))
Bununla Big Bang💥 modeli öne çıkmış oldu. Yani Hubble’ın yasasında tersine gidecek olursak evren dün bugüne oranla daha küçüktü, 1000 yıl evvel daha da küçük olması gerekirdi. Daha da geriye gittiğimizde evren daha küçük ve galaksiler ve yıldızlar birbirine daha yakın olmalıydı. 15 milyar sene evvel ise hiçbir genişleme yoktu. Her şey tek bir yapıdaydı yani Kur’anı Kerim’in ifadesiyle de “Gökler ve yer yapışıktı.” Yüksek hacimli, aşırı sıkışık, çok sıcak yapı büyük bir patlama ile uzaya yayıldı ve tüm hikâye burada başladı..

Durumu daha da somutlayalım; pasta🍰 yapmak için birkaç malzemenin bir araya getirilmesi yeterlidir ki bu bile ustalık ister. Kâinat için ise olmayanı yaratmak, milyonlarca şartı yerine getirmek gereklidir. Bunda tesadüfe yer yoktur ki şansın adı bile geçemez. Her şeyden evvel yoktan var edilmenin ilmi gerekir. Ekmeğin yokluğu, suyun yokluğu… Dün araba yoktu, bugün var. Ama tüm bunlar var olanın yokluğudur, özlerinde varlık vardır.Ya hiç olmayan şeyin yokluğu nasıl düşünülür ? DÜŞÜNÜLEMEZ! Çünkü yokluk, varlığa göre tanımlanmıştır.
Genel bir çıkarım yapacak olursak;

📌 Bir şey kendisini yoktan var edemez.

📌 Eğer bu doğru olmazsa karşıt hali olur yani bir şey kendini yoktan var eder.

📌 Eğer bir şey kendini yoktan var etse, kendini oluşa çıkarması için henüz kendisi yokken, kendisinden önce var olması gerekir.

📌 Bir şeyin henüz kendisi yokken var olması imkânsızdır.

📌 Öyleyse bir şey kendini yoktan var edemez.

İşte yoktan var edilen bir kâinat düşünülemeyen matematik, hassas ayar, işte uzay denilen uçsuz  bucaksız boşluk… Boşlukta taş parçası kadar yer kaplayan galaksimiz, atom kadar yer tutmayan Güneş sistemimiz, bir elektron kadar dünyamız, ülkemiz, şehrimiz,evimiz… Kâinat üzerinde insanın ölçüsü… Oysa daha önce ne kadar büyüktük değil mi? Sanki biz kâinattık da kâinat elimize bakar olmuştu. Ahhh bir de ölüm olmasaydı!
Demek ki neymiş?!.

Bundan sonra ne derlerse TEVAFUK diyecekmişiz. 😉
Selametle…


1- Risaleinur Külliyatı /Sözler sy.252
2- Kamer Suresi,49.ayet
3- Rahman Suresi,5.ayet
4- Mülk Suresi,3.ayet
5- Zariyat Suresi, 47.ayet

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?