Neden İyilikler ALLAHtan da Kötülükler Nefsimden?

Eûzûbillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanırrahim.

Başlıktan anlaşılacağı gibi yaptığımız iyilikler bizim değil ama yaptığımız kötülükler bizim. İç seslerinizi duyuyorum, kabullenmekte zorlanıyorsunuz. Haklısınız, bilmemekten kaynaklanan bir süreç. Akla ister istemez sorular geliyordur .Örneğin: Yaşlı bir amcanın karşıdan karşıya geçmesine ben yardım ediyorum, bunu ben yapıyorum. Nasıl olur da bu iyilik benim olmaz, diyorsunuzdur. Ya da uykunun en tatlı saatinde o güzelim rüyadan kalkıp sabah namazını kılıyorum. Bu iyilik benim tabii ki diyorsunuzdur. Düşündükçe derinleşen bu konuya, elimden geldikçe izah getirmeye çalışacağım.

Yale Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, 3-6 aylık bebeklerin iyi olan ve olmayan insanlar arasındaki farkı anlayabildiğini gösteriyor. Araştırmaya katılan bebeklerin %75’inin iyi insanları tercih ettiği belirtiliyor. Araştırmada, 3-6 aylık bebeklerden, farklı davranışlar sergileyen kuklalar arasında seçim yapması isteniyor. Kuklalardan yardımsever olanlar, oyuncak dolu bir kutuyu açmaya çalışan bir başka kuklaya yardım ediyor. Kötü davranış sergileyen kuklalar ise kutuyu açmaya çalışan kuklanın işini daha da zorlaştırıyor. Sahneyi izledikten sonra bebeklerin, yardımsever kuklaya doğru uzandıkları görülüyor.

Araştırmayı yürüten Dr. Karen Wynn, kollarını hareket ettiremeyen küçük bebeklerin bile yardımsever kuklaya daha uzun süre bakarak tercihini iyiden yana kullandığını ifade ediyor. Bu araştırmadan da anlayacağımız gibi iyiyi ve iyiliği sevmemiz, pozitif yapılı doğuşumuz bize fıtrattan gelen bir yönelim. Yaptığımız o iyilikleri kendimizin bizzat yoktan var etmediğimizin kanıtı.
Nisâ: 79. “Sana gelen her iyilik Allah’tandır, bütün kötülükler de kendi nefsindendir.” Bakın bu benim iddiam değil, bunu Allah buyuruyor ve gayet haklı. Nasıl mı?

Şöyle bir örnek vermek istiyorum: Dünyanın en iyi patronuyla en iyi holdinginde en iyi pozisyonda çalışıyorsunuz. Bir patron ki çok dürüst, zeki ve becerikli. Ve sizi sizden iyi tanıyor ve ona göre size uygun işler veriyor. Üstelik fiziki koşullarınızı, odanızı, masanızı, bilgisayarınızı akla gelen gelmeyen her şeyi çok iyi bir titizlikle size hazırlamış. Ve sizi a konusu hakkında bir rapor yazmanızla görevlendiriyor.

Üstelik bu raporun nasıl hazırlanması gerektiği hakkında size bu işte en iyi olan, bütün görevlerini başarılarla tamamlayan biri ile bir kılavuz yolluyor. Hatta bu raporu istenildiği gibi hazırladığınızda çok büyük ikramiyelerin sizi beklediğine dair söz veriyor. Bu rapordan öncesinde bile size birçok güzellik yaşatan patronunuza iyi bir rapor sunduğunuzda diyebilir misiniz ki “Her şey benim sayemde oldu, ben yaptım bu raporu, bu raporda tüm emekler sadece benim…vs.” Okurken bile bu hissin nankörlük barındırdığını, patronun sağladığı imkânların hiçe sayıldığını fark ettiniz değil mi? İşte aynen bu misal gibi yaptığımız iyiliklerde bizim hissemizin, Allah’ın bize sunduğu imkân ve fırsatlar karşısında çok az olduğunu anlarız.

Şimdi birkaç sorum var sizlere, kaç tane “Evet” cevabı verebileceksiniz acaba?
1. İyilik yaptığınız bedeninizi, ruhunuzu, hayatınızı siz mi var ettiniz?
2. İyilik yapılacak ortam ve zamanı siz mi ayarlayıp hazırladınız?
3. İyilik yapma hissini siz kendi kendinize mi oluşturdunuz?
4. İyilik yapınca oluşan mutluluk hormonunu siz mi salgıladınız?
5. İyilik yapacağınız canlıyı siz mi oluşturdunuz?

Şu ana kadar “Evet”leriniz olmadı sanırım, öyleyse sizi 1 “Evet” bile alamadan acizliğimizi anlamaya uğurluyorum.

Evet, acizlik anlama satırlarına hoş geldiniz. Burada hadsiz acizliğimize hadsiz örnekler verebilirim. Ama konumuz bu değil hem daha fazla yüklenmeyeyim sizlere. Şimdi bu iyilikleri yapmadaki kendi hissemiz ve irademiz hakkında bazı izahlarda bulunmaya çalışacağım. Çünkü kendi cüz’i irademizi de hafife alamayız. Çünkü bizi, bize kazandıracak olan anahtar bu. Ki bu bize Allah’ın bir hediyesi.

Üstad Bediüzzaman kader bahsinde: “İnsanın hasenatta iftihara hakkı yoktur. Onda onun hakkı pek azdır. Çünkü hasenatı isteyen, iktiza eden rahmet-i İlâhiye ve icad eden kudret-i Rabbâniyedir. Sual ve cevap,  dâi ve sebep, ikisi de Hak’tandır. İnsan yalnız dua ile, iman ile, şuur ile, rıza ile onlara sahip olur.” demektedir. Tabir-i caizse ben şöyle anlamaktayım: İyilikleri isteyip halk etmesi Allah’ın rahmet ve kudretindendir. Bize soran ve cevaplayan, bizi davet eden, sebepleri yaratan Allah’tır.

Biz insanlar, yaşantılarımız sonucunda Allah’ın bize verdiği akılla esmaları gördükçe, kâinatı okuyup Allah’ı tanıdıkça artacak olan imanımız, şuurumuz, rızamız ve duamızla o iyilikleri yapmaya layık oluyoruz. O iyilikleri Allah bize nasip ediyor ve bizim de hissemiz oluşmuş oluyor. Çok sevdiğim Kazime Teyzemin deyimiyle “Kul ister, Allah yapar.” İpler bizim elimizde, mesele o iyiliği istemek, tercih etmek, bize hediye olarak verilen bu iradeyi iyi yola yöneltmek. İşte bu hisleri oluşturur ve arttırsak iyilik yapmadaki hisselerimizin karşılığını Cenab-ı Hak bize ihsan edecek. Bu tercihlerimize ve emeklerimize karşılık bize cennetiyle rahmet edecek.

Bir sonraki yazıda kötülüklerin nefsimizden kaynaklandığını görüşmek üzere Allah’a ısmarladık…

Paylaş

1 yorum

  1. Avatar
    Kötülük Mıknatısı 17 Şubat, 2019 at 17:56 Reply

    Madem iyilikleri veren o, ve herşeyi yaratan o, o zaman kötülükler neden benden. Kötülükler de ondan o zaman?

Yorum Yap