ÖLDÜKTEN SONRA “HİÇ” OLUNMAYACAĞININ 5 KANITI

1) Son bulma, hiç olma hissi bir insanla hiçbir zaman özdeşleşemeyecek aykırılıktadır. Bu, insanı çıldırtacak boyutlara vardırabilen bir durumdur dersek abartmış olmayız çünkü var olma hissi insanın fıtratından meydana gelen bir üründür.

Bu durumu 20. yüzyıl egzistansiyalist filozofu Miguel de Unamuno, “Bir delikanlı olarak, hatta bir çocuk olarak, cehennemin en acıklı betimleri karşısında duygulanmadım. Çünkü o zaman bile hiçbir şey bana, hiçliğin kendisi kadar korkunç görünmedi. Çılgınca bir var olma özlemi sardı beni.” şeklindeki ifadeleriyle özlü bir şekilde belirterek, var olmama hâlinin ne kadar ürpertici ve korkunç bir şey olduğuna dikkat çekmiştir.

2) Adalet, iyilik, sonsuzluk. Bu üç kavram insanlık tarihi boyunca elde edinmek istenmiştir fakat ne gariptir ki tüm dünya üzerinde yüzyıllardır hüküm sürememiş bu üçlü hâlâ insanlığın arayışı ve çabası içerisinde olmaktan çıkmamıştır. İşte insandaki bu şiddetli iç güdünün kaynağının Allah tarafından konulduğunu açıkça görüyoruz çünkü “Vermek istemeseydi istemek vermezdi.”

3) Bir örnek düşünelim.

Bir adam diğer adamın pahalı bir telefonunu çalmaya kalkışsın. Masum adam telefonunu vermek istemesin diğer adam da bunu üzerine o adamı 30 kez bıçaklayarak öldürsün ve telefonu alıp kaçsın. Şu duruma bakılırsa masum olan adam haksız yere 30 kez bıçaklandı, telefonu çalındı ve öldürüldü.

Diğer adamın buna karşılık “aynı o şekilde” öldürüldüğünü düşünelim. Peki adalet şimdi gerçekten tecelli etti mi? Hayır.

Zalim olan adam suçlu olduğu için öldürüldü masum olan insan ise hiçbir suçu olmadığı hâlde öldürüldü.

“İkisi de öldü ama bu işte yine bir adaletsizlik var.” diye bir cümle hazırlanıyor zihinlerimize ve şu ayet adeta cevap veriyor: “Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (1)

Haksızlık eden kişi, kendi iradesiyle Allah’ın belirttiği çizgiye aykırı olarak davranmıştır, hak ettiği cezayı alacaktır. Haksızlığa uğrayana ise ancak ve ancak mağdur olmayacağını vaad eden bir din, ahiret kavramı dayanak olur.

4) Ahiret inancı insanı davranışlarında iki yönlü etkiler: Biri sonsuz güzellikte nimetlerle donatılmış cennete gitmek arzusu içerisinde iyi davranışlara yönelmek diğeri ise cehennemin tasvir edilemeyecek şiddetteki azabının korkusuyla kötülüklerden çekinmek.

Bu hususta bir örnek düşünelim:

40 Yaşında Ahmet Bey hayatı boyunca bir baş ağrısı bile çekmemiştir, 40 yaşındaki Mehmet Bey ise neredeyse 40 yılını hastanelerde geçirmiş, çile çekmiştir. Bu iki kişi de aynı gün ölmüştür. İnançsız bir insana göre ikisi de “hiç” olmuştur, toprağa karışmıştır. Dolayısıyla Mehmet Bey’in çektiği çile hiçbir önem taşımamaktadır. Bu adaletin ve sabrın son bulduğu nokta diyebiliriz.

Ahirete iman eden bir insan için Mehmet Bey’in çektiği sıkıntıların bir karşılığı vardır ve çektiklerinin hiçbiri boşa değildir. Hiçbir şey Mehmet Bey’i, yaşadığı zorlukların bir mükâfatının olduğu müjdesi kadar rahatlatamaz. Biraz daha küresel bakılacak olursa dünyadaki zulümleri, haksızlıkları dizginleyen ve sabır kuvveti veren, “katlanılır” kılan yegâne kurtuluş noktası ahiret inancıyla ortaya çıkar.

Çünkü “Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor.” (2)

5) “Ahiret olmasaydı veya sonsuzluk olmasaydı ne yapardınız?” sorusunu topluma yönlendirdiğimizde bireysel hak-adalet arama, cezalandırma, öldürme, intihar etme, hırsızlık, gibi dünyada olan biçilmiş dakikalarını “ben merkezci” vicdanıyla yaşayacağını söyleyen bir insan topluluğuyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu zihniyetin insanı insan olmaktan çıkaracağını ve dünyayı bir kaosa sürükleyeceğini tahmin etmek zor değildir. Tatmin olmuş sonsuzluk iç güdüsünü taşıyan bir insanın dünyada bir misafir gibi uyum içerisinde yaşayacağı dolayısıyla fıtrat olarak varlığını hissedebileceği yegâne yönü ahirete, ahireti yaratana, Yaradan’a, Yaradan’ın kelâmına ve rehberine olan imanıdır.

 

Kaynakça:

1) Kur’an-ı Kerim, İbrahim Suresi, 42. Ayet

2) Risale-i Nur, Sözler, 10. Söz

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?