Saklambaç Oynayan Elime Mum Diksin

Çocukken belki de en çok oynadığım oyundur saklambaç. Bir arkadaşım hep bunu söyler ve biz avucunun içine parmaklarımızı koyardık. Pazartesi, salı, çarşamba diye sayarken pazar denilince avuç birden kapanır elini çeken kurtulur en son parmağı kalan ebe olurdu. Sonra gözünü kapatıp saymalar, ebeden saklanmalar derken en son kişi bulunur ve oyun biterdi tekrar başa dönülürdü.

Fakat yine aynı avuç içinde aynı parmaklar toplanırdı avucuna parmaklarımızı koyduğumuz kişiye “Neden sen hiç ebe olmuyorsun?” diye sorduk mu? Hayır, sormadık o hep seçen oldu bizse seçilen ebe…

Peki ya şimdi?

Büyüdük ve o avucunu açıp her dediğini yaptıran sonra bir kenara çekilen o şey hâlâ var. Ama çocukluğumuzdaki kadar masum değil… Peki, bu şey nedir bir düşünelim bakalım.

Buldunuz mu? Hepinizin aklına birden fazla örnek gelmiştir belki. Bir arkadaş, belki bir düşman… Hiç ebe olmayan bu şeyi sorgulamadığımız gibi bu sorunun cevabının da “nefsimiz” olduğunu birçoğumuz bilemedi maalesef.

Evet, cevabımız nefis! Sadece bizi yaptırmak istediği şeye kadar ulaştırdı daha sonra hiç bunları o yapmamış gibi kenara çekildi. Bizi günahların içine sürüklerken arkamızda olan nefis, olan bitenin farkına vardığımızda hiçbir şey olmamışçasına yeniden bizi aynı günahlara götürmek istedi ve tekrar tekrar bizi oyunun içine aldı.

Bilmiyor muyuz ki bize gönderilen kitapta Yüce Yaradan diyor ki:
“Kendi kitabını oku, bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter.” (1)

“Ve kendi nefislerinizde de (benliğinizin hakikati) hâlâ fark etmiyor. Yine de görmüyor musunuz?” (2)

Evet, görmüyoruz çünkü o sürekli bize fısıldayan günlük dünya hevesini fark ettirmeden içimize işleyen gizli bir düşman.

Paylaş

2 yorum yapılmış. Sende yap :)

Yorum Yap