Sen Mutlu Ol Diye

1

 

Yokluk karanlıklarından varlık nuruna çıkarılıp benimle beraber ebede yolcu olan arkadaşım,

Bak ellerimin yazdığına ki içimden sen dolmuşsun kalemin ucuna…

Hayalin gözlerimin önünde, sana olan şefkatim boğazımda yumru…

Seni gerçekten seven biri hatrına, oku bu sözleri.

Eğer hayatıma girdiysen, gözlerine baktıysam veya koridorda karşılaşmışsak veya da ben seni, sen yürürken arkandan görmüşsem, emin ol, bu yazdıklarım sana. Bunlara da gerek yok ki aslında, aynı gökyüzü yeter. Ben değilimdir sanma. Sanma ki, sen habersizsin çok şeyden. Habersizsin mesela gece yarılarında sana dua edenlerden, ismine gelince defalarca defalarca tekrar edenlerden, sev Allah’ım onu diye içi yananlardan, belki Kâbe’nin yanından ve belki Medine’de Gül (sallallahu aleyhi ve sellem) yanından.

Belki arkam dönükken sana, yakınlarda bir sırada otururken ben, sana dua etmişimdir.

“Ne zorun var benle?” deme. Ben senin gülüşünü de ağlayışını da biliyorum ve içinin o en derininde duran masumiyetine, çocukluk hâline, yalnızlığına düşmüş kalbim. Ben seni öylece menfaatsiz seviyorum. Her şeyin biricik Sultân’ı takmış kancayla seni kalbime. Ben göklerde güzellik seyretmeye yeltensem, aşağıdan asılıyorsun. Ne seni götürebiliyorum ne sensiz gidebiliyorum. Seni geride bırakamam, beni böyle anla. Ne lutfettiyse Rabbim bana, senin de dolsun ömrüne. Her haline şefkatim ağır basıyor böylece. Kızamıyorum sana çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in dediği geliyor aklıma : “Bilmiyorlar Allah’ım, bilselerdi yapmazlardı.”

Acı acı saplanıyor bu düşünce sana ne desem bilemiyorum ben de. Bilmiyorsun, belki hiçbir şey bilmiyorsun. Hayatında kim bildiği halde anlatmadı sana, çok kızıyorum. En çok kendime kızıyorum. Keşke yakana yapışıp seni deli gibi sallayıp her şeyi oracıkta sana anlatsam. Ben senin yerinde olsaydım bana böyle yapsınlar isterdim. Ne yaparlarsa yapsınlar, isterlerse öldürene kadar dövsünler ama bana sonsuzu anlatsınlar. Hayatımı, amacımı, kalbimi, yolumu, doğruyu, mutluluğu anlatsınlar da nasıl yaparlarsa yapsınlar isterdim. Çünkü öyle bir gün gelecek ki o gün pişmanlık faydasızdır, işte o gün artık elden bir şey gelmez. Kim bilir kimlerin yakasına yapışacaksın “Biliyordun, biliyordun. Neden bana anlatmadın?” diye. Ve inan bana, o gün kesinlikle gelecek.

Dinle beni, kalbini kıramayışımın, sana kıyamayışımın hatrına.

Her şeyde gördüğün kurallar, kanunlar, sanatlar, ölçüler dolsun hayaline. Bak arıların işine, soymuk borusunda besinini ne de muhteşem taşıyan bitkiye, tâ kemiklerinin içinde gezen kana ki senin bir sahibin var. O sahip ki seninle beraber her şeyi hiç yoktan var edip düzene koyan; galaksilerin, güneşin, ayın, bütün hayvanların, bitkilerin, tâ zerrelerin emrine hizmetkâr olduğudur. Sen sersem bir tesadüfle oluşmadın. Şüphen mi var? Bak ellerine. Derinin altında mavi damarları gör. Parmaklarına bak; arası açık, eklemli parmaklarına… Çarpsın yüzüne bunların tesadüfen oluşmayacağı. Bunları yapan birinin olduğunu tekrar anla ve bil ki O senden haberdardır. Her an seni izler, kalbinin derinlerinden geçenleri bile her an işitir. Sen belki her an O’nu unutursun ama O hiçbir an seni unutmaz. Sen bilmezken, bir yerlerde, birilerinin gönlüne seni düşürüp sana dua ettirir. Ve sen bilmezken, yıllar öncesinde, on dört asır öncesinde, seni birinin gönlüne düşüren de yine O’ydu.

 

O gönlün sahibi sallallahu aleyhi ve sellem ki; geceler boyu hıçkırıklarla, evet hıçkıra hıçkıra, senin için O’na yalvarmış.

O gönlün sahibi sallallahu aleyhi ve sellem ki; seni sen daha gelmeden sevmiş.

Çünkü seni önce Allah sevmiş.

O sallallahu aleyhi ve sellem’i yollamış sana ki; şu karmakarışık, perişan, ayrılıklarla dolu, gücünün yetmediği emellerle, elemlerle dolu dünya sahrasında yolunu göstersin sana.

 

Sen çölde küçücük bir kum tanesisin, oradan oraya savruluyorsun. Seni doğru yola rüzgârın sahibinden başka kim iletir? Kim merhamet eder de sana, seni kaldırır düştüğün yerden? Rüzgâr diye yollamış sana. Eğer umutsuzluk sararsa etrafını, bak O sallallahu aleyhi ve sellem’e de umut doğsun ufkunda, bil ki senin senden haberdar, seni çok seven bir Rabbin var.

Üzülünce O sallallahu aleyhi ve sellem’i hatırla.

O bahar ki (sallallahu aleyhi ve sellem), sen bir ebedte mutlu ol diye vazgeçmiş toprağından. Koca koca dikenler sermişler yollarına, işkembeler koymuşlar secdede omuzlarına, kapısının önüne pislikler dökmüşler, canını yakmışlar, sevdiklerinin de canını yakmışlar. Kilometrelerce taşlanmış, boykotta üç yıl boyunca tek bir buğday tanesi vermemişler. Demir halkaları saplanmış yanaklarından dişlerine doğru, sevdiklerini vermiş bir bir toprağa, hem yetim hem öksüzken, hem mahzun bırakmışlar, ama senden vazgeçmemiş. “Eğer zenginlik istiyorsan seni ülkemizin en zengini yapalım. Güç, iktidar ve liderlik istiyorsan seni başımıza reis yapalım. İstediğin güzel bir kadın varsa söyle, hemen senin olacaktır. Eğer hastaysan ve bu peygamberlik iddian ondan kaynaklanıyorsa en iyi doktorları bulup seni tedavi ettirelim.” demişler ama “Ben mal istemiyorum. Hükümdarlık arzum da yok. Hatice’den başkasında da gözüm yok. Hasta da değilim. Ben sadece Allah’ın aciz bir kuluyum. O Allah ki beni size elçi olarak gönderdi. Bunu kabul ediyorsanız peşimden gelin. Aksi hâlde şunu aklınızdan hiç çıkarmayın; güneşi bir elime, ayı diğer elime koysanız bile bu davadan dönmem.” demiş.

 

O sallallahu aleyhi ve sellem’in hıçkırıkları hatırına, vazgeçemem senden.

 

Dinle.

Sen ölmek için doğmadın. Gözünün görmek istediği manzaralar gibi dilinin tatmak istediği lezzetler gibi kalbinin hasret duyduğu sonsuz var ve sen onun için doğdun.

 

“Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minun Suresi 115)

 

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.

O dökülen meniden ibaret az bir su değil miydi?” (Kıyamet Suresi 37)

 

Küçük bir hücreyken öylece bırakıldın mı ki şimdi bırakılacaksın?

 

“Hem kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız gayesiz göremezsin.

Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin?” (1)

 

Az vaktin var. Göz açıp kapamak kadar diyorlar ömür denen bu vaktin sonuna yaklaşanlar. Bak 60 yılın üçte biri geçti bile.

Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarf ediyorsun?” (2)

Sonsuzu kazanmak için çok az vaktin kaldı. Daha ne kadar unutacaksın? Bilmemek, öğrenmemek için daha ne kadar direteceksin?

Sarhoş olmak zevk veriyor belki şu özgür hissettiğin gecelerde. Dans etmeye bayıldığını biliyorum. Kemanı eline alınca unutuyorsun her şeyi. Hayalleriyle yanıp tutuştuğun arabalar, şarkı söylerken bambaşka bir dünyan, deli gibi çaldığın gitarın var. Hayallerini kurduğun siyaset planların var. Ama unuttuğun bir şey daha var… Senin sonsuzun… Geceler geçer, dans biter, keman da araba da gitar da geride kalır. Sesin bir daha hiç çıkmaz olur, ses tellerin toprak olur. Siyaset kalsa sen gideceksin.

Kedin de ölecek, sen de öleceksin. Ölüm kapısından içeri adım attığın zaman sonsuzunu göreceksin.

Senin seçtiğin sonsuzunu.

 

Uzak mı geliyor sana, hiç olmayacak gibi mi bunlar? Ama bir baksana her saniye yüzlerce insan ölüyor. Ve sen de öleceksin. Doğduğun kadar kesinlikle öleceksin.

Gel dinle beni. Zor değil.

Allah’la olduğun hiçbir ana doyamayacaksın. Asıl O’nsuz kalan her şey zor gelir olacak sana. Ben sana hiç yalan söyledim mi?

İnan bana zor değil Rabbin için yaşamak. Hiç zor değil cennet gibi bir sonsuzu kazanmak yolunda O’nun rızasını kazanmak için bir şeyler yapmak. Annenin içine sonsuz şefkat koyan, emrettiği ibadete hiç lezzet koymaz mı?

Dinle.

İnsanlar hep bir şeyler der zaten. Onları tamamen memnun etmek diye bir gerçek yok şu dünyada.

“Hem deme: Ben de herkes gibiyim. Çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.” (3)

Sen “Onlar ne der?” diye değil, “Rabbim ne der?” diye yaşarsan sonsuzun cennet olur.

Sonsuzun cennet olmazsa cehennem olacak. Sonsuz diyorum, 10 yıl değil, 1500 yıl değil, 999.999 yıl değil. Çağlarca… Sonsuz bu. Öte yanda ise üçte biri gitmiş kısacık bir ömür. Gel dinle beni.

 

Bitmeyecek bir mutluluk, tükenmez huzur, Rabbin’e doyamadığın anlar, sevinç gözyaşları, şükürler karışsın artık dünyana. Gel yapma, dinle beni. Cennete gitmek için çabalamadan nasıl gitmeyi planlıyorsun? Resmen yol belli iken cehennemi tercih ediyorsun. Cehennem için cennetten vazgeçilir mi? Dünya için, dünyanın Rabbi’nden vazgeçilir mi?

Cennete gidememe ihtimalin dağlıyor resmen içimi. Seni seviyorum ne yapayım, seven sevdiğinin acısına nasıl dayansın? Seni Allah sevmiş ben nasıl sevmem? Sevmese şu an sana seni sevdiğini anlatan bir yazı okutur muydu?

Sonsuzun cennet olsun yoksa cehennem olacak, başka ihtimal yok.

 

Yapamam dediklerin yakacak içini, çok ağlayacaksın sonra bak. Değmeyecek hiç vazgeçemediklerin vazgeçtiklerine.


 

(1) Risale-i Nur | Sözler | Ondördüncü Söz

(2)Risale-i Nur | Sözler | Yirmibirinci Söz

(3) Risale-i Nur | Sözler | Ondördüncü Söz

 

 

Paylaş

1 yorum

  1. Avatar
    Sone 9 Eylül, 2017 at 08:36 Reply

    Çok güzel yazılmış hissedilerek yazıldığı o kadar beliki… İnsan bu tür yazıları okuyunca aslında hiç unutmaması gerektiğini tekrar hatırlıyor…. Yazıyı yazanı tanımıyorum ama ilginçtir kendime çok yakın hissettim sanki yıllardır tanıyormuşum gibi…

Yorum Yap