Seni Seviyor Musun?

1

Hayatımız ne kadar anlamlı değil mi? Dolgun maaşlı bir iş, harika eşyalarla doldurulmuş bir ev, sadık ve fedakâr bir eş ve dünyalar güzeli çocuklarımız… Bu örnekler çoğaltılabilir: Kiminin arabası, kiminin koleksiyonları, kiminin tarihi eser olan bir vazosu ve hakeza… Bunların hepsi bizim hayatımızı anlamlı kılmaya yetiyor öyle mi?

İnsanın içtimai hayatında fazlasıyla meşguliyeti vardır. Peki bu meşguliyetlerin kişiye ve hayatına ne kadar anlam kattığını hiç düşündük mü? Çocukluktan sinn-i kemale kadar yaş ilerledikçe endişeler, elemler ve sorumluluklarımız ziyadeleşiyor. Ziyadeleşen bu sorumluluklar, insanı kesrette boğarak kendinin bu dünyaya neden geldiğini unutturuyor. Sanki hayatımızın bütün anlamı geçim derdi; çocuğumuzun iyi bir okula gönderilmesi; şan, şeref, şöhret ve mal mülk sahibi olabilmek…

Hatırlamakta fayda var; Allah(c.c.) Mâlik-ül Mülk’tür. Yani bütün mülkün sahibidir, öyle değil mi? Evet, bunu bilmemiz hasebiyle aslında bu kadar da rızkımızdan endişe etmemek gerekli diye düşünüyorum. Buna rağmen biz neden böyle bir fiiliyata kapılıyoruz? Ölüm yok mu bize, ölümsüzlüğün sırrını mı bulduk da bu kadar pervasızca yaşamaktayız? Kefene cep dikmenin yolunu mu bulduk ki bu kadar hırsla dünyaya perestiş ediyoruz? Bir şeyi çok merak ediyorum, şu anda ölsek acaba neyin hesabını verirdik? Dünyada bıraktığımız malın-mülkün mü yoksa Mâlik-ül Mülk’ün bizden istediklerinden mi hesap verirdik? Bunun muhasebesini yapması lazım her bir nefsin. En başta söylediğimiz gibi günlük hayatımızda kesretten vahdete gidemiyoruz: Hangi arabadan alsam, futbol, magazin, sosyal ilişkilere yön verir hâle gelen siyasi tartışmalar, dünyayı kurtarmalar vs. bunca faydasız bilgi kalabalığı ne kadar anlamlı kılabilir ki hayatımızı?

Hâlbuki her fırsatta Cenab-ı Hakk’ı ne kadar sevdiğimizi dile getiriyoruz. Peki, gerçekten onu söylediğimiz kadar kalben de seviyor muyuz? Zât-ı Zülcelal olan Allah, insanın kalbine kâinatı istila edecek bir kabiliyet dercetmiş. Sonsuz sevme kabiliyeti olan kalbimizde O’nun ve elçisinin yeri ne kadar acaba? Hiç bu soruyu yöneltiyor muyuz kendimize? Kadîr-i Zülcelal, bir hadîs-i kudsîde şöyle buyuruyor: “Ben yerlere ve göklere sığmadım, ancak mü’min kulumun kalbine sığdım.” (1) Hâl böyleyken biz kalbimizin ne kadarını O’nunla doldurabilmişiz? Kadîr-i Zülcelal, Âl-i İmrân Süresinin 31. ayetinde şöyle sesleniyor: “De ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı mağfiretle örtsün, Allah Gafurdur, Rahîmdir.” Rabbimiz bize böyle emretmişken biz ne kadar O’nun kulu ve elçisi olan Habib-i Zîşan Efendimiz’in (s.a.v) sünnetine uyuyoruz? O’nu ne kadar hatırlayıp hayatımızı O’nunla ne kadar harmanlıyoruz?

Bence şu kâinattaki en büyük şan ve şeref Habib-i Zîşan Efendimiz’e (s.a.v.) ümmet olmaktır.

“Kemalât-ı insaniye” deyince akla ilk gelen Resulü Ekrem Efendimizdir (s.a.v). Yani “O” insan olabilmenin anlamının tercümesidir ve O’nun hayatı biz ümmetine bıraktığı en büyük miraslardan bir tanesidir. Sünnet-i seniyye servetin en güzeli, şan ve şerefin anahtarı, Allah’a (c.c.) olan aşkın tarifidir.

Şimdi dönüp bir geriye bakalım, acaba şu ana kadar geldiğimiz bu hayatımıza ne kadar anlam katttık? Zamanımızı ne ile geçirdik, hiç mi oldu onca geçen zaman? Neyin koşuşturmacasıydı bizimkisi? Aslında bizden isteneni bulabilmiş miydik, hayatımıza kattığımız onca şey, düpedüz kendimizi kandırmak mıydı yoksa? Kalk ey gaflete giriftar gönlüm! Seni sen yapan hakikat “marifetullah içindeki muhabbetullahtır.” Muhabbetullahın en güzeli ise Habibullah gibi yaşamaktır, vesselam…

Evet, şimdi benimle beraber nefsine bunları söyleyen din kardeşim, hadi gel ruhumuzu gurbette daha fazla bekletmeyelim. Hayatın anlamı olan Resulü Ekrem Efendimiz’in(s.a.v.) yolunda yürümeye başlayalım. Adımlarımızı O’nun sünnet-i seniyyesine göre atalım, marifetullah ile resetleyelim aklımızı, kalbimizden fâni mahbubları boşaltıp muhabbetullah ile dolduralım yeniden. Hayatımıza anlam katalım.

Selam ve dua ile…
Çok kusurlu ve çok aciz kardeşiniz,
Murat Tarık Zanbal


(1) El-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2:165; İmam-ı Gazâlî, İhyâ-u Ulûmiddîn, 3:14.

Paylaş

1 yorum

  1. Avatar
    Firdevs 4 Ekim, 2015 at 12:34 Reply

    Abimm Allah senden razı olsun milyon kere….
    Allah seni efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme komşu eylesin cennette…
    Sahabe el kiramın komşusu eylesin…
    Üstad Said Nursinin komşusu eylesin…
    “Uyan ölüm seni uyandırmadan!” un içeriğine çok yakın bir konuşma olmuş müthişti…
    Bu arada seni uzun zamandır ekran başında göremiyoruz… Yeni videolarını bekliyoruz
    Vesselam Allah’ın sadık kulu Murat Tarık abim…

Yorum Yap