Şeytana Şekil Yapmak

0

Günah olan bir şeyin sonuçlarını, mahiyetini, daha güzel olanı yaparsan neler olacağını anlattığınız birinden “Biliyorum.” cevabını aldınız mı hiç?

“Biliyorum ama yapmıyorum.”

“Günaha alıştım ve onu seviyorum.”

“Açıkçası bildiklerim umrumda değil.”

Bütün bunları içinde barındıracak şekilde bir “Biliyorum” cevabı… O kadar iğrenç bir cevap ki gerçekten. Sözün bittiği yer. “Geçmiş olsun o zaman kardeşim…” deyip kalıyorsun. Çoğu zaman onu da diyemiyorsun.

Demek biliyorsun.

Bilirken çok havalıyız da uygulamıyorsak havamız batsın. Bilmemenin özrü olur belki bir yere kadar ama bilmenin özrünü nasıl yapabiliriz Allah’a? Durduk yere kaşınıyoruz. Bizdeki bu bilip yapmama manyaklığı pahalıya patlayacak gibi. Nasıl uyanacağız? İllâ gökten yıldırım mı düşmeli kafamıza? Veya saksı yeterli olur mu? Allah hemen cezalandırmayıp mühlet veriyor diye bu iş böyle devam edecek mi sanıyoruz? Oysa ceza erteleniyorsa eksiliyor değildir. Taksit taksit çekmek yerine ahirette toptan çarpacak suratlarımıza. Tövbe etmeyip yapmakta ısrar ettiğimiz her günah, sonsuz kadar koca bir pişmanlıkla yapışacak yakamıza.

-Kanka uyudun mu?
-Cık.
-Namazını kıldın mı?
-…
Ses yok. Çünkü yapıştı. 100 boğa yatağa, 100 boğa ona bağlansa ayırabilirler mi onları bilemiyorum. Ama duuur, şimdi “sevgilim” dediği gelecekteki potansiyel hödük, cama iki taş atsaydı eğer önüne kurşun blok koysan deler geçerdi.

Alemlerin Rabbi’nin “Yap!” dediği kesin emirlere karşı bu aşırı üşengeçlik gösteriyor ki şeytan ve nefis, akıl ve kalp krallığında devrim yapmış. Bilip, bildiği şeyi yapmamak ise gösteriyor ki kalbimiz mühürleniyor ısrarla devam edilen günahlar yüzünden.

Musluğun yanındayken bile abdest almaya üşendiren şu nefse galip gelmenin hiç mi yolu yok peki?
Düşünüyorum da, bir tane var aslında.
İçimizdeki çılgını serbest bırakmak.

Hiç hayatınızda her şeyi boşverip sonunu düşünmeden yaptığınız delilikler oldu mu? En azından bir zile basıp kaçmışsınızdır herhalde. Eğer böyle delilikleriniz varsa bilirsiniz ki bu iş gerçekten çok fazla eğlencelidir. Hiçbir şeyi boşa yaratmayan Allah’ım elbette buna da bir hikmet koymuş.

Şöyle devam edelim. Şu zamanlarda vurdumduymazlığı “coolluk” sanan birtakım gençler var. Kendini güvenmek konusunda sınır tanımayan ve insanların ne yapıp ne hissettiğini zerre kadar umursamayan gençler… İşi biraz daha cıvıtan bazı tipler var ki onlar da günahlar konusunda aşırı özverili ve Allah’ın emirlerine karşı tamamen vurdumduymazlar.

Kızlarda bir hâl görüyorum ki bu sıralar, tüyleri diken diken edecek kadar ürpertici. Bakıyor ki hoşlandığı erkeğin ona geleceği yok, gurur murur her şeyi sallayıp ilk mesajı atan veya ilk adımı atan ben olayım diyor. “Kızım. Dur ne yapıyorsun? Kendine gel.” deyince hiç gelmiyor. O an yaptığı çılgınlıktan dolayı içi içine sığmıyor.

Şunu anlatmaya çalışıyorum. Evet bu delilikler çok zevkli. Bu histen vazgeçmek yerine yüzünü günahtan sevaba çevirebiliriz. Yani hoşlandığın çocuğa ilk mesajı atmak yerine “oğlum senin yüzünden hiç yanamam valla.” deyip pat diye sevgilini terk edebilirsin mesela.

Medar-ı ibret ve medar-ı şevk olsun diye anlatıyorum.

Liselerde başörtüsü serbestliği sadece bir-iki senelik bir şey. Anlatacağım şeyler sadece kamuda serbest olup ortamın biraz daha gevşediği zamanlar.

Öncesinde her sabah vicdan azabı ve çaresizlik hissiyle yanan kızlar vardı. Bilir misiniz bilmem.
Mesela bizim eski müdür okulun bahçe kapısından itibaren bile girmeye izin vermezdi öyle.

Ben hep geç kalırım. Bu alışkanlık galiba ilk o zamanlar yapıştı bana. Sabah müdürle karşılaşmamak için okula geç kalırken artık ben her yere geç kalmaya başladım.

Ben büyüktüm ve biliyorum ki benden küçük olan temiz, masum yürekli başörtülü kızlar vardı o lisede. Her sabah okula gelirken ettikleri duaları ve tövbeleri vardı onların içlerinden sessizce. Rabbim hiç bırakır mı, kimsesiz miydi o minikler? Daha on dört, on beşinde titrek kalpler…

Rotasyon oldu, müdür bir müddet okula gelmeyecekti. Fırsat bu fırsat müdür yardımcısının yanına gittim. O imanlı ve insaflı bir adamdı. İkna etmek için belki bütün çılgın planlarımı uygulamaya hazırdım yine de. Ama Allah razı olsun o insandan ki beni öylece çaresizliğe terk etmedi. O konuşmayı yazmayacağım, bende kalsın.

Ben hoplaya zıplaya sınıfın kapısının önüne geldim. O an sadece ikimizdik, Rabbim ve ben. Şeytan girmeye çalışıyordu araya tabi ama yok, çok cool bir şekilde şeytan ne dese vurdumduymazlığa vurdum. İçeride ne öğretmenden ne de arkadaşlarımdan; arkamda duracağına güvendiğim hiç kimse yoktu. Biraz sonra ya o lise tarihinin ilkini yapacaktım ya yapacaktım yani başka yolu yoktu. Sonunu başını düşünmeden o deliliği yapıp sınıfa dalmak zorundaydım. Biliyorum ki o an o kapının arkasında biraz daha bekleseydim onu yapamayacaktım. Her zamanki gibi son derece hele bunu yapmaktan son derece acizdim ama Allah’ım sonsuz şefkatiyle o an beni bana bırakmadı. Allah dedim, daldım içeri.

“Hayırdır kızım?” oldu hoca tabi. Ama adrenalin hala kanımda ya çatır çatır konuştum. Sustu. Bildiğin sustu. Sonraki dersin hocası da beni pek severdi. Niye sevdiğini hala daha pek çözemedim. Ama sonraki dersin onun olması da benim için ayrı bir tevafuktu. Ve adam beni görmezden gelerek bana çıt çıkarmadı. Ya bunlar biraz ütopik olaylar, ben böyle yazıyorum ama normal şeyler değiller aslında yani. Çıkışta İstiklâl Marşı okundu, cumaydı çünkü. Ben aynıydım ve tabi herkes şok. “Ooo n’olduuu?” diye herkese nanik çekmek vardı ya işte… O kadar ileri gidip işi batırmadım Allah’tan.

Haftasonu bütün o masum minikleri haberdar etmeye çalıştım. Ve bir pazartesi vardı ki… Hayal edin. Çok ama çok güzeldi.

“Ezelden ebede kadar, her kimden her kime karşı gelen ve gelecek medh ü sena O’na aiddir. Çünkü sebeb-i medih olan nimet ve ihsan ve kemal  ve cemal ve medar-ı hamd olan her şey Onundur, Ona aiddir.” (1)

Elhamdulillah.

Ben o zaman sebeplerin Rabbim’e nasıl hizmetkâr olduğunu öğrendim. O varsa yanında, her şey varmış sana gerçekten. Başka yol yok sanıyordum. Ölümden başka bir yol gelmiyordu aklıma, her sabah Allah’ın emrine karşı gelmekten kurtulmak için. Müdürün okuldan gidip yerine de branşı din kültürü ve ahlak bilgisi olan bir müdür geleceğini ve başörtüsü özgürlüğünün kanunen sağlanacağı kimin aklına gelirdi?

Delilikler diyorum. Allah razıysa bir işten, bütün dünya karşı dursa sökmez.
Uyumak üzeresin ama namazını daha kılmamışsın. “Kılsam mı kılmasam mı kılsam mı kılmasam mı… “Yeter ulan!” deyip yataktan fırlıyorsun. Hiçbir şey düşünmüyorsun, gözünü karartmışsın çünkü. Bir anda banyodasın ve deli gibi abdest alıyorsun ve sonrasındaysa namazdasın. Evet kardeşim, kırdın şeytanın bacağını. Şeytan şok şeytan vefat ve sen içinden nanik çekiyorsun ona.

Hiç yapmadım bunu ama inşâAllah bir gün nasip olursa yapmak istediğim bir şey var. Alacaksın bir çarşaf hatta yanında peçe de olsun evet evet. “Yok öyle olmasa da olur yok böyle de caizdir.” falan hepsini sallayacaksın. Çıkacaksın dışarıya. Hayal etsenize bir. Kimse sizi tanımıyor zaten o halde. Kimse dönüp bakmıyor, yanlışlıkla bakan olsa hemen gözünü çeviriyor. İşte bu!  İşte özgürlük! Elini kolunu sallaya sallaya mükemmel bir huzurla ve Rabbin’e duyduğun sonsuz güvenle yürüyorsun.

Evet hanım kardeşim. Bunu yap demiyorum sana. Ama şunu kesinlikle yapmalısın; şimdi nefsini tınlamadan, Allah’tan başka hiç kimseyi düşünmeden, “Allah razı olsun da gerisi önemli değil.” diye sayıklayarak gidiyorsun, alıyorsun bir başörtüsü eline. Ve tam âyetteki gibi takıp bu işi bitiriyorsun. “Elalemmiş ne dermişmiş peh!” diyorsun ve çılgınca herkese resti çekiyorsun. Ya böyle ya böyle yoksa güle güle diyorsun. İşte bunu başardığın anda huzurdan hüngür hüngür ağlayabilirsin.

Allah’tan başkasını düşünmeden O’nun için, O’nun için yapacaksın her deliliği. İnsanların deli gözüyle baktığı her akıllı hareketi.

Aklıma Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Nuayman’ını getirdi bu sözler. Bu arada Hazreti Nuayman’ı bilmeden ölme kardeşim.

Evet.
İçimize çılgın bir deli koyan Allah’a hamd olsun.


(1) Risale-i Nur Külliyatı | Mektubat | Yirminci Mektub

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?