Siyahlı Kızın Hikayesi

1

Gelin haydi, size anlatacaklarım var.

Bir başka diyar mı desem, Kâf Dağı’nın ardı gibi

Belki zümrüdüankanın kanatlarının altıdır yeri…

Bürünmüş simsiyah örtüsüne, baş başa Rabbiyle,

Bir kızın hikayesi bu, sessizce bir şeyler söylemekte.

Gözleri kapalı, kar gibi avuçlarını açmış semaya,

Gözlerinin yaşı damlıyor, sanki meleklerin kanatlarına.

Dua ediyor tüm yüreğiyle insanların Rabbine, her şeyin biricik Rabbine…

Dua ediyor tüm yüreğiyle sonsuzları için vazgeçmişlere,

Kaybolmuşlara, batmışlara, çırpınanlara ve yaşayan ölülere…

Karıncalanmış elleri ama o devam ediyor ağlamaya

Sıcacık yaşları damlıyor, sanki meleklerin kanatlarına…

Sonra avuçlarını sürüyor yüzüne ve başlıyor düşünmeye.

Acaba kaç genç öldü tam şimdi, koca bir sonsuzluğu kazanamamış hâlde,

Kaç genç unuttu peki öleceğini,

Veya en iyi ihtimalle yaşlanıp öleceğini?

Belki ellerinde kadehlerle diyorlar ki: “Değmez bu dünya, dertleri şu bardağın dibine gömelim,

Ağlamaya değmez, gülelim eğlenelim, her şeye koca bir boş verelim!”

Farkındaydılar, Sultan Süleyman’a kalmadı dünya diye çalarken şarkılar

Her şeyin biteceğini biliyorlardı ama eksik kalmıştı farkındalıklar…

“Zaten bitecek, kaç kez geleceksin dünyaya, tat her zevki!”

Derken, unuttular dolan vakti Veren’i…

Unuttular bu filmin devamı olduğunu

Ah, çok yazık oldu, çok yazık oldu…

Unuttular hayvan olmadıklarını

Zevk almak için doğmadıklarını.

“Ben bilime güveniyorum!” dediler

Bildiler, ama eksik kaldı bilmekler…

Aslında kusursuz olan, bilimin bildirdikleriydi

Fark edemediler bildiklerinin bildirdiklerini…

 

Acaba kaç genç vardı şimdi henüz ölmeyen,

Rabbini bilen ve sevdiğini iddia eden?

Sevmek iddialı bir kelimeydi oysaki,

Peki O’nun gördüğünü bile bile ihanet etmek ne demekti?

Yanlış olduğunu biliyor ama engel olamıyorlarmış kendilerine

Ah yazık, güçleri yetmiyormuş meğerse(!)…

Yalan! Koskoca bir yalandı söyledikleri

Sevmek ne demek, en iyi onlar bilirdi!

Sevince birini kalbi başka çarpar mesela, aklını ondan alamaz

Onu sevdiğini söylerken nefes bile alamaz!

“Bir gülüşüne canımı veririm.” der de öyle seversin birini

Üzüldüğünü duysan en büyük ihtiyacın olur onun sevinci…

Sevince birini, onun için vazgeçmek kolaydır her şeyden

Eğer sevseydi Rabbini gerçekten

Vazgeçerdi O’ndan başka her şeyden…

O ise her şeyden başka O’ndan vazgeçiyor.

Yalancı… Rabbini gerçekten mi seviyor?

Yazık olmuş, O’ndan başka sevdiği her şey ölecek, bitecek, yitecek

Ve onu bir tek “O” terk etmeyecek.

 

Ağlamaya devam ederken aklına geldi bir başka kandırılmışlar…

Diyorlardı ki zavallılara: “Sen özgürsün, ne bu tutsaklıklar?

Senin de hakkın var, saçlarını savur rüzgâra

Güzelliğine yazık, herkes hayran kalırdı oysaki sana!”

Kandı zavallı, seviyorlar sandı, “Onu seviyorlar onu düşünüyorlardı baksana

Ne eksiği vardı erkekten, suçu kadın gelmek miydi dünyaya?”

Ne kadar mantıklı bir yalandı, doğru neydi anlayamadı…

Oysa onlar onun özgürlüğünü değil, ona ulaşmanın özgürlüğünü istiyorlardı…

Güzel olan hayat bu sandı; mutluluk, huzur ve tabii ya özgürlük(!)

Yüzüne sevgiyle bakan kalbini değil, dişiliğini sevdi, belki birkaç gün belki birkaç saat ama değil ömürlük!

 

Gençken güzelsin, peki ama hiç buruşmayacak mı güzelliğin dedi sessizce…

Acıdıkça acıdı kalbi kandırılmışların mahvolmuş ve mahvolacak hâline…

Hâlbuki onun için en iyi olanı Rabbi bilmiyor muydu,

Sanki Rabbi sevmiyor muydu o yalancılar kadar biricik kulunu,

Ah sanki Rabbi koymadı mı onun gönlüne güzellik sevgisini

Altın ipek erkeğe haram da kadına da haram mı ki?

Yanlış anladılar, belki yanlış anlattılar onlara Rabb-i Rahîm’i

Her işi hikmet kokan Sultan, kadından çirkin olmasını istemedi.

 

Bir ayet yankılandı yüreğinin duvarlarında şefkatle dolu:

 

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” ﴾Ahzab Suresi 59﴿

 

Alemlerin Rabbi işte böyle buyurmuştu.

 

“Hem Kur’an merhameten, kadınların hürmetini muhafaza için, hayâ perdesini takmasını emreder. Tâ hevesat-ı rezilenin ayağı altında o şefkat madenleri zillet çekmesinler. Âlet-i hevesat, ehemmiyetsiz bir meta’ hükmüne geçmesinler.”(1)

 

 

Sonra bir iç çekti ve dedi:

“Başkaları güzel olduğum için sevdi beni

Rabbim beni sevdiği için örttü güzelliğimi…”

 

Hüngür hüngür ağlamamak elde miydi?

Böyle bir Rabbi bilmemek ne büyük nasipsizlikti!

Güzel olan, değerli olan saklanır; bundan daha gerçek ne var ki,

Rabbinin onu kötü gözlerden saklamasının nesini anlamadılar ki?

Hayır! Onlar değildi asıl kadına değer veren

Onlar sadece birkaç kendi bencil nefsini düşünen!

 

Cehaletin zirvesinde, zifirin en karanlık tonunda

Diri diri gömerken insanlar kızlarını toprağa

Doğum haberini vermekten korkan bir kadın haber verdiğinde kızının olduğunu

Sevinçten gözlerinin içi parlayan O’ydu(s.a.v.)

İnsanlar kızını utanç kaynağı sayıp öldürürken

Kızını Mekke sokaklarında omzuna alıp gezdiren

Ayrı kalmaya dayanamayıp herkesten çok kızını özleyen

Bir yere giderken en son onunla vedalaşıp dönünce ilk onun yanına giden

O Nebi (s.a.v.) ‘de gördü değerin en âlâsını.

Kızlarından birinin adını babasının süsü demek olan “Zeyneb(un)” takandı,

Buyurdu gül nefesiyle yıllar öncesinde:

 

“Kim ki üç tane kız çocuğu yetiştirir, güzel terbiye eder, evlendirir ve onlara iyilikte bulunursa, o kişi için Cennet vardır.” (2)

 

“Kimin üç kızı ve üç kız kardeşi veyahut da iki kızı veya iki kız kardeşi olup da geçimlerini güzel sağlar, onlar hakkında Allah’tan korkarsa, o kişi için Cennet vardır.”(3)

 

“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyamet günü o kimseyle ben şöyle yan yana bulunacağız.” (4)

 

“Her kim kız çocukları yüzünden bir sıkıntıya uğrar da onlara iyi bakarsa, bu çocuklar onu Cehennem ateşinden koruyan bir siper olurlar.” (5)

 

“Kimin iki kızı olur da bunları öldürmez, alçaltmaz, erkek çocuklarını bunlara tercih etmezse, Allah onu Cennet’e koyar.” (6)

 

Bir bu makama bak bir de medeniyet kisvesi altında

Kadını her türlü ihtiyacına koşturana!

Reklamlar kadınsız olamazdı asla değil mi?

Neyi satacaklarını anlamak için bayağı çaba gerekti

Reklamını yaptığı üründen kadındı daha ziyade çekici

Doğrusu kadın da olmasa neyi niye kime nasıl satacaklardı ki?

 

Bir de bir saçmalık daha vardı ki:

Sanki Allah çocukken kızları evlendirin demiş gibi

İnsanların cahilliğini O’na isnat etmeleri ne kadar da iğrençti!

 

 

Kâf Dağı’nın ardı mı yoksa zümrüdüankanın kanatlarının altı mıydı yeri

Kim bilir… Ama Rabbi çok seviyor onu belli ki

Her tarafını sarmış Rabbinin rahmeti, sevgisi…

Örtüsüne de bakın! Aynı ayetin emrettiği gibi

Meğer “Acaba nasıl yapsam daha çok razı olur Rabbim?”miş aynanın karşısında tek düşüncesi…

Dökülüyor tâ omuzlarından aşağı başörtüsü

Ve hiç yapışmamış vücuduna tesettürü.

Bürünmüş simsiyah örtüsüne

Saklamış başka bütün renkleri helaline

Henüz tanışmadığı eşine…

Her işi hikmetli ve sonsuz merhametli, biricik Rabbi ikisinden de haberdar

Her şeyin, emrine hizmetkâr olduğu; “Ol!” deyince bütün olmazları olduran, ikisinden de haberdar…

Kaderinde yazan belliyken ona kadar başkalarıyla gönül eğlendirmek niye?

Nice gençler günahkâr “Belki evleniriz.” hayalleriyle…

Hangi hayır beklenir ki o birliktelikten Allah razı değilse?

 

Kâf Dağı’nın ardında mı yoksa zümrüdüankanın kanatlarının altında mıydı yeri

Tertemiz bir çiçek var seccadesinin üstünde, kısılmış ıslak kirpikleri

Ve semaya kalkmış avuçları, kardelen gibi…

Bürünmüş simsiyah örtüsüne, öyle asil ve güzel ki hâli

Sanki geceye bürünmüş ay gibi…

Örtüsüne bürünmüş Kâbe gibi…

Evet, bazı kızlar siyah sever,

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in gözleri gibi…


 

(1) Risale-i Nur Külliyatı | Sözler | Yirmi Beşinci Söz

(2) Hadis-i Şerif | Ebu Davud, Edep, 120, 121

(3) Hadis-i Şerif | Tirmizi, Bir 13

(4) Hadis-i Şerif | Müslim, Bir, 149; Tirmizi Bir, 13

(5) Hadis-i Şerif | Buhârî, Zekât, 10, Edeb, 18; Müslim, Bir, 47 Ayrıca bk Tirmizî, Bir, 13

(6) Hadis-i Şerif | Ebu Davud, Edeb, 130

Paylaş

1 yorum

Yorum Yap