Şükrettiren Yazı

şükürler olsun her halimize

-“Üzülerek söylüyorum, kansersiniz ve maalesef ki tüm vücudunuza yayılmış, yapılacak herhangi bir müdahale kalmadı.”

Tek bir cümle çıkmadı ağzından. Dişleri duvar olmuştu sanki kelimelerin önünü kesiyordu. Boğazına oturan yumruyu temizlemeye çalışırken dehşete kapılmış gözlerinin ardındaki titrek sesinden güçlükle şu cümleler süzüldü:

“Nasıl olur? Daha yapacak çok planlarım var, daha kaç yaşındayım üstelik?

Tedavisi nasıl olmaz? Ne olur bir şey söyleyin doktor!”

İçine oturan hüzün fırtınası gözlerinde taşlaşıyordu, peyder pey sıkılıyordu adeta kalbi.

Nasıl olurdu? Hayatta her şey yolunda gidiyorken neydi bu birden her şeyi alt üst eden şey?

Omuzlarının üstüne sinen bu ağır yükün hafifliği nasıl olacaktı?

Hayata tutunmak için çabalamak bu kadar acıtmış mıydı hiç?

Ne garip… Her şey o kadar önemliyken nasıl bir anda bu kadar anlamsızlaşabiliyordu aniden?

Tüm dertleri unutturan koskoca bir dert vardı artık; hayatta kalmak…

Aldığı her nefesi artık düşünerek verdiren, bir daha alamama ihtimalini an be an düşündüren bir dert…

Düşlerinin, hedeflerinin, mutluluklarının üstünde koca bir bariyer oluşturmuş dert…

Bu cümleyi bir günde yüzlerce insan duyuyor, duymak zorunda kalıyor.

Hayat ile ölüm arasındaki o ince çizginin hikayesi burası…

Burası hastane…

Bir sabah eşiyle kahvaltı yaptıktan sonra işine giden genç bir adam, iş yerindeki bir iş kazası sonucu hastanenin acil bölümüne getiriliyor. Doktorlar bacağının kesilmesine karar veriyorlar.

Akşam narkozun etkisi geçip gözlerini açtığında ise artık bir bacağı yoktur, etrafında ise gözleri yaşlı tüm akrabaları ve sabah beraber kahvaltı yaptığı eşi vardır…

Şoktadır…

Ama kabullenmek zorundadır da artık kendi ayakları üstünde eskisi gibi yürüyemeyeceğini. Hat safhada ağrılar eşliğinde bir yandan gençliğinde sırtlanmış olduğu böyle büyük bir imtihan ile yüzleşirken bir yandan da artık bir bacağı olmadan hayatına devam edeceği gerçeğini anlama çabasındadır.

Üst kattaki onkoloji koridorlarında acıdan bir ses yankılanır: “Öleyim de artık ağrısız bir uyku uyuyayım.”

Ağrıdan gözyaşları değil gözleri akıyordu adeta. Hastane odalarında 2 yıllık uykusuz bir hayat, sancılarla dolu; sahi, nasıldı ağrı olmadan uyumak?

Yoğun bakım ünitesinde mekanik sesler arasında yaşamının son soluğunu verip gözlerini kaparken bir nefes; doğumhanede körpecik bir can gözlerini dünyaya açıyor, hayatında ilk kez nefes alıyordu.

Hayatı özetliyordu bu işte bir aldığın nefes bir de verdiğin.

Birçok acılı hikâye vardır hastane odalarında. Ölüyle dirinin aynı binada tutulduğu yerdir orası. Genç, yaşlı demeden bu durumla karşılaşan binlerce insan yaşamanın olgunluğuyla hayatındaki bu zorluklarla yüzleşiyor.

Binlerce hayat, binlerce imtihan demek neticesinde…

Diyor ya Zarifoğlu: “Dünyanın bir imtihanhane olduğunu hep başkaları için düşünürüz.”

Hepimizin hayatında yaşamış olduğu hastalıklar vardır ya da zamanı geldiğinde bizi bulacak hastalıklar. Dünyanın bir imtihanhane olması sırrınca musibetler bizi buluyor ama biz o musibetler kafamıza adeta tokmak gibi vurulmadan anlayamıyoruz bazı değerlerin kıymetini.

Ufak bir baş ağrısından yakınan insanın feryadıyla hasta yatağında acıdan kıvranan bir hastanın feryadı aynı olabiliyor. Bu çok absürt değil mi?

Böylesine ilginç tuhaflığa zaman zaman bizlerin de imza attığı doğru. Pireyi deve yaparcasına dolduruyoruz ağzımızı sitemli kelimelerle.

Hâlbuki acının tarifini, acıdan uyuyamayandan daha mı iyi biliyorduk biz?

Elimizde olanların kıymetini bırakıp kaybettiklerimizin yasını tutuyoruz ama unutulan bir şey var, elimizde her ne varsa her an kaybedilme ihtimali mevcut.

Yeni doğan bir bebek ile 90 yaşındaki adamın ölüme yakınlığı aynıdır bu dünyada…

Arada bir, çok bunaldığınızda, hayatın sizin için çekilmez hâle geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın:

  • Yatağa bağımlı ağır hasta olduğunuzu hayal edin,
  • Yarım saat sonra %50 riskli bir beyin ameliyatına gireceğinizi düşünün,
  • Ellerinizin olmadığını düşünün,
  • Gözlerinizin artık hiçbir manzarayı görmediğini düşünün,
  • Dünyadaki hiçbir sesi duyamadığınızı düşünün,
  • Yürüyemediğinizi, koşamadığınızı düşünün,
  • Kanser hastası olduğunuzu düşünün,
  • Düşüncelerinizi paylaşmak için artık konuşamadığınızı hayal edin,
  • Ayaklarınızın olmadığını düşünün,
  • Cildinizin şiddetli acı veren yaralarla kaplı olduğunu düşünün,
  • Böbreklerinizin çalışmadığını ve sürekli diyalize gitmek zorunda olduğunuzu düşünün,
  • Nefes alabilmek için solunum desteğine ihtiyaç duyduğunuzu düşünün,
  • Ayağa kalkabilmek için tekerlekli sandalyeye gerek duyduğunuzu düşünün.

 

Ve şimdi dönüp kendinize bakın, burada sıralananlarla kendinizi kıyaslayın:

Elinize bir kitap alıp okuyabiliyorsanız ve bir de yanında çay yudumlayabiliyorsanız itiraf ediyorum bu büyük bir nimettir! Keyfinize diyecek yok.

Ama belki de hayatınızda birtakım sıkıntılara maruz kaldınız, üzülüyordunuz, ufak tefek problemler gözünüzde dağ gibi büyümüştü.

Şu an 10 saniyeliğine gözlerinizi kapatıp gözlerinizin görmediğini düşünebilir misiniz?

Gözleriniz kapalıyken bir şeyler yazmaya çalışın oluyor mu? Olmuyor.

Düşünsenize gözlerinizin görmediğini…

Peki görebildiğiniz ve böyle bir şeye sahip olduğunuz için Allah’a şükrettiniz mi bugün?

Evet mülk, yani sahip olduğumuz her şey, Allah’ındır. Hiçbir organımızı, gözümüzü, elimizi, ayaklarımızı çarşıdan satın almadık, biz Allah’ın mülkünde yaşıyoruz ve O, mülkünde istediği gibi tasarruf eder. (1) Gözleri görmeyen biri de olabiliriz ya da kulakları işitmeyen biri de ya da hayatında hiç adım atamamış biri de.

Ama hiçbiri boşuna değil!

Yani bir musibet geldiğinde yerlerde sürünmemiz için değildir hiçbir şey…

Her biri -mü’minler için- bir hediye hem de Allah tarafından gönderilen bir hediye.

Bir dakika ömrümüzü bin dakika hükmüne getiren, bize uzun ömrü kazandıran hastalıklar eşsiz ,manevi bir ibadettir. (5)

Bizi en çok seven Allah’tır.

Hastayken bize en çok Allah acır, hediye vermeyi en çok seven yine Allah’tır.

Hastalıklar bir hediyedir ama sağlık da bir hediyedir ve şükür bekler.

Şükretmek iki göz varken yapılabilecek bir şey değil yalnızca,

Tek gözümüz kaldığında da hiç görememeyi düşünmek, hiç göremediğimizde de hiç duyamadığımızı düşünmektir.

İşte tam da bu noktada kendi hastalığımıza bakıp şunu diyebilmeliyiz:

“Daha kötüsü olabilirdi ama şu an elimde bir çok şey var.”

Her zaman için kendimizden daha rahat, sağlığı daha iyi olanları görüp şikâyet edemeyiz. Belki rahatlık noktasında kendimizden daha aşağı derecede bulunan hastalara bakıp şükretmekle mükellefiz. (2)

Mesela bir elinizin kırıldığını düşünün ve kesilmiş ellere bakın. (3) Siz bu durumda neler yapabilirsiniz, eli olmayanlar neler yapabilir, düşünün.

Daha kötü olabilme ihtimalini unutmadığınızda, her zaman elinizdekileri kullanabilmenin önemini hissedeceksiniz.

Sahip olduklarınızı sahip olmadıklarınızla bir teraziye koyunca size verilen milyonlarca hediyenin değerini görebileceksiniz.

Hayatınızda her şeyin çekilemez olduğu zamanlarda, köşenize çekilin ve bu on dakikayı mutlaka kendinize ayırın.

. . .

Ayağa kalktığınızda hiçbir destek almadan yürüyebiliyor musunuz?

Başınızı yastığa koyduğunuzda ağrısız bir uyku uyuyabiliyor musunuz?

Sabah pencereyi açtığınızda rüzgarla gelen oksijeni keyifle içinize çekebiliyor musunuz?

Kalemi tutup adınızı soyadınızı yazabiliyor, kağıda bir şeyler karalayabiliyor musunuz?

Bir kitabı elinizde tutarak gözlerinizle okuyabiliyor musunuz?

Bir yandan kahvenizi yudumlarken bir yandan da pencerenin önündeki küçük bir serçenin cıvıltısını duyabiliyor musunuz?

Bu sorulara cevabınız evet ise “Gerisi boş!”

Çok basit eylemler gibi görünüyor değil mi? Şunu hiçbir zaman unutmayın, bu fiilleri yapabilmek için gözünü kırpmadan her şeyini verebilecek insanlarla aynı dünyadayız.

Makinalara bağlı yürüyebileceğini işittiğine sevinen insanlar var. Sizin her an sevinmemeniz için hiçbir nedeniniz olmamalı…

Böyle bir sevinci örtbas edecek kadar sizi ne bunaltabilir ki?

Ama eğer çok bunalırsanız hastanenin acil bölümlerini ziyaret etmenizi tavsiye ederim, ortamdaki akışa bir tanık olun. Sonra sıkıntılarınıza dönün, gördüklerinizi ona anlatın işe yarayacaktır.

Eğer hayattaysanız her şeye sahipsiniz demektir çünkü kaybedince tekrar elde edilemeyecek bir şeydir hayat.

Ve siz hayattasınız, bu cümleleri okuyabilecek sağlıktasınız. Artık tüm bunalımlarımızdan arınma vakti, şükür bir arınma disiplinidir,

O hâlde şükürler olsun her hâlimize!


(1) Risale-i Nur/ Mektubat/12.Mektup

(2,3,4,5) Risale-i Nur/Lem’alar/25.Lem’a

Paylaş

4 yorum yapılmış. Sende yap :)

  1. Burçak Kart 9 Haziran, 2017 at 03:42 Reply

    Yine tefekkür ettirici bir yazı. Yine sonunda şükretmeyi tekrar hatırlatan bir yazı. Allah razı olsun kuzum 🙂

Yorum Yap