Unuttun mu Yoksa Ölümü?

0
en acısız ölüm, ahiretin delilleri

 

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut, 57)

“Saat 06:20… Dün babam, erkek kardeşimi ve beni sabah namazına kaldırmaya odamıza girdi. Ama bu kez babamın çok garip ve kırgın bir hâli vardı. Normalde Suriye’de olup bitenleri bizlere çok heyecanlı bir şekilde anlatırdı. Öyle bir yoğunluk ve stresli olurdu ki anlatılamaz. Ama bu sefer çok başka idi. Dün babam çok endişeliydi! Babam da öyle bir endişe vardı ki sanki 10 yaşındaki bir çocuk gibiydi. Ve sonra dedi ki: ‘Ablamdan bir mesaj geldi.’ Derin bir nefes alıp devam etti babam: ‘Bir mesaj geldi. Ve ablamın evinini bombalamışlar. Ve bütün aile evin içindeymiş.’ Ben gözyaşlarıma  hâkim olamadım. Koyu bir sessizlik içerisinde olup bitenleri algılamaya çalıştım. Ama yapamıyordum! Babam ve erkek kardeşim ile sabah namazını kıldıktan sonra telefonumu elime aldım. Bir değil, iki değil gelen birçok mesaj ve güncellemeleri okudum. Bir kuzenimizi kaybettik. Sonra bir daha… Sonra babamın kız kardeşleri enkazdan çıkartıldı ve orada kurtuldukları için derin bir Elhamdülillah çektim. Ama… Babamın kız kardeşlerini o gün öldürmüşlerdi. Biliyor musunuz? Biz dün ailemizden 10 ferdi kaybettik! Allah’ın rahmetine kavuştular! Tek bir bomba ile gelen onca ölüm. Babaannem hiçbir çocuğunu kaybetmemişti ve şuan bir kelime dahi konuşmuyor. Ne biliyor musunuz? Bazen kendi kalbimizi kırmamız lazım. Ancak bu şekilde kırık gökyüzü altına olanları anlayabiliriz.’’ (1)

 

Şu an ben de sizin gibi suskunum. Bu durumu bizler de yaşayabilirdik. Ama bunu idrak edemiyoruz. Size: “Ölüm var!” desem yok hatta: “Unutma dünyanın fâni olduğunu, kabir var!” desem damarlarımıza kadar hissedemiyoruz, değil mi? Düşünebiliyor musunuz her saniye, her dakika ve her gün ölüm ile karşılaşan Suriyelileri. Idlib’de, Halep’te çocuklarımız var.  Yoksa mümin kardeşlerimizi unuttuk mu? Bugüne kadar kaç defa şükrettik?  Yukarıdaki kişi sen de olabilirdin. O listede yazılan vefat isimleri arasında senin de ismin olabilirdi. O 10 ismin arasında olabilirdin. Veya annen, baban, kardeşin, halan, dayın, amcan onlar arasında olabilirdi. Daha sayayım mı?

 

Gelip geçicidir bu dünya. Bazen derin bir nefesinizi alıp: “Ah yâlan dünya! Neden acılar hep beni buluyor?’’ diye hayıflanıyorsunuzdur. Genç kardeşlerim, sizi mutlu eden araba, yat, kat ya da eşiniz veya çoluk çocuğunuz mu? Yoksa yüzünüzde bir tebessüm mü oluşuyor Rabbimiz’in güzel bir nimeti olan ölümü düşündüğünüzde? Maalesef neslimizi mutlu eden şeyler dünyevî işlerdir. Hâlbuki yüce Rabbimiz ne buyuruyor: “Bu dünya hayatı, aldatıcı ve geçici bir zevkten başka hiçbir şey değildir.” – (Al-i İmrân Suresi, 185)

 

Ey nefs-i emmare! Bizleri daha nereye kadar kandırmaya devam edeceksin? Ve buna engel olmak senin elinde!

 

Dünyaya niye geldiğimizi bilen var mı aramızda? Veya dünyadan sonra bizleri hangi akıbetin beklediğini bilen var mı? Muhtemelen biliyoruzdur. Ama ölümü zerre kadar günlük aklımızdan geçmez. Zira kendimizi o kadar çok meşgul etmişsiz ki; ahireti, ölümü, bazen bu dünyanın bakî olmadığını bile düşünmüyor, unutuyoruz. Rabbimiz Zariyat süresi 56. ayetinde böyle buyuyor: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”

Evet… Doğduk ve her geçen saniye ebediyete yolculuk hâlindeyiz. Bazen yetmiş yıllık bazen 100 yıl. Ama ölüm kesin! Peki, hâlâ neden dört elle sarılırız şu dünyanın fâniliğine? Hep bakî kalacağını mı düşünüyoruz?  Ahiret hayatımız için neler yapıyoruz diye kendimizi muhasebe ediyor muyuz?

 

Hayat, doğum ve son durağı ölüm olan nokta arasında tek yönlü yolculuktur. Dünya ise iki durak arasında tek solukluk bir nefestir. Ve ölüm ilk nefesin sonlanışıdır. İnsan neden korkar ki ölümden? Değil midir, ölüm sevgiliye kavuşmak?

Hâlbuki yaşamına, konuşmasına, ibadetine, imanına sevmesine “güvenen” korkmamalı ölümden.

 

Üstad Necip Fazıl ne güzel de söylemiş:  “Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber… Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?

 

Hepimiz biliyoruz ki hesap soran bir Rabbimiz var. Bu hayatın sonunda hesap yok mu zannettin? Lokantanın garsonuna bile “Hesap lütfen.” diye soruyoruz. Garson lokantada yediğimiz yemek yüzünden hesabı getiriyor. Peki sen nasıl olur da bizlere her şeyi bahşeden Allah’ı hesap sormayacak sanırsın?

 

Peki ölüm sonrasında bizi hangi yollar bekliyor?

Biz ölümden sonra 2 yol biliyoruz, değil mi? Cennet ve cehennem. Ama aslında kabirde 3 tane yolumuz var.

 

Bakın Bediuzzaman Hazretleri ne buyuruyor: “Ve oraya girmek için de üç tarzda, üç yoldan başka yol yok.”

1) Birinci yol: “O kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir alemin kapısıdır.

 

2) İkinci yol: “Âhireti tasdik eden, fakat sefahat (eğlence) ve dalâlette (yoldan sapma) gidenlere, bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrit içinde bir haps-i münferit, yalnız başına bir hapis kapısıdır.” Yani burada ne demek istiyor size? Her şeye rağmen inanıyorsun, Allah’ın varlığına, ahiretin varlığına, meleklere inancın olsa bile ve namazın farz olduğunu bildiğin hâlde bunu lisan-i hâl ile uygulamıyorsun yani namazını kılmıyorsun…

 

3) Üçüncü yol: “Ahirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için bir idam-i ebedî kapısı, yani hem kendisini hem  bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır.” Yani sonsuz bir idam kapısı…

 

Evet, şu an size bırakıyorum hangi yolu kullanıp cennete gideceğinizi. Rabbim birinci yolu hepimize nasip eylesin.  

 

Peki ölüm sonrası bizi hangi sınav beklemekte hiç düşündük mü? Evet önemli ama soruları önceden belli olan bir  sınav bu.  Çok ilginç değil mi?

Ne mi? CGS: “Cennete Girme Sınavı”

Rabbimiz aslında biz kullarını cennetine koymak için test sorularını önceden bizlere vermiş. “Cennete Girme Sınavı” soruları bize önceden açık ve net verilmiş. Akıllı öğrenci test sorularına önceden iyi çalışırsa sınavı geçer. Önünde hazır olan sorulara çalışmamak ise tembellik ve ciddiyetsizliktir.

Şimdi sana sorulacak sorulara hazır mısın? Peki, nedir ki bu sorular? Meleklerin, Münker ve Nekir’in, sorduğu sorulardan birkaçını sizlere paylaşacağım:

 

  1. Men Rabbüke? Rabbin kimdir?: Bu soruya “Allah’tır.” dediğinde sen dünyada lisan-i hâl ile Allah’ın Rabbin olduğunu göstermiş miydin? Dünyanın ardından koşunca dünya bizden kaçıyor. Rabbimiz’in ardından koşunca dünya senin ayağının altına gelir. Rabbimiz’e dönün ve görün, kardeşlerim!

 

  1. Dinin nedir?: “Dinim İslamdır.” Elhamdülillah.

 

  1. Peygamberin kimdir?: “Hz. Muhammed (s.a.v.).” O, Allah’ın peygamberidir. Efendimiz’i sevmek için salavat-ı şerif getirdi isek, sünnetlerini, peygamberimizin (s.a.v.) yaptığını, konuştuğunu, hâl ve hareketlerini hayatımıza uyguladıysak, sınavdaki bir soruyu daha geçtik demektir, inşâAllah!

 

  1. Kitabın, hangi kitaptır?:Kitabım Kur’an-ı Kerim’dir.”  Kur’an okumadığınız bir gününüz olmasın. Allah’ın ilk emri “İkrâ”ya layık olun, kardeşlerim!

 

  1. Kıblen neresidir? “Kâbe-i muazzama.”  Allah herkese Beytullah’ı görmeyi, hac ve umre yapmayı nasip eylesin.

 

  1. İtikatta mezhebin nedir? “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’tir.”

 

  1. Ehli sünnet ve’l cemaat ne demektir? “Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ve sahabesinin gittiği yol demektir.”

 

  1. Amelin nedir? “Allah’ın kitabını okudum, ona inandım, içindekileri tasdik ettim.” diyerekten Allah’ın izniyle, sana doğru kul olduğun için, senin için cennetten güzel yerler hazırlanır ve cennete bakan bir kapı açılır!

 

  1. Namazını kıldın mı? “….” Şimdi kabirde “Namazını kıldın mı?” sorusuna sen ne diyeceksin? Bir düşün bakalım, ebedi cennet ve Allah rızasını kazanmak için günde 1 saatini Rabbin’e ayırmak çok mu zordu, sizce?

 

Veeeee… Sizi ölümden sonra güzel nimetler beklediğini biliyor muydunuz?

Bakın ne buyuruluyor Tevbe suresinde: “Allah mü’minlerin mallarını ve canlarını karşılığında kendilerine cenneti vermek üzere satın aldı. Onlar Allah yolunda savaşırlar, bu yolda kimi zaman öldürürler ve kimi zaman da öldürülürler. Bu Allah’ın üzerine borç aldığı ve hem Tevrat’ta, hem İncil’de, hem de Kur’an’da yer verdiği bir sözdür.

Allah’tan daha çok sözünde duran kim olabilir ki? O hâlde yaptığınız bu alışverişe sevininiz. İşte büyük kurtuluş, büyük başarı budur.”

 

Ve ölümn de güzel bir nimet olduğunuzu biliyor muydunuz? Ne güzel ifade etmiş Bediüzzaman Hazretleri: Mevt dahi hayat gibi mahlûktur; hem bir nimettir.

 

Ama nasıl mahlûk ve nimet olabilir ki? Düşünüyorsunuzdur belki. “Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebde’dir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir. Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir.”

 

Evet genç kardeşlerim, ö-l-ü-m! “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz…” Allah ölümle bizi bakî hayata davet eder, ölüm bakî hayatın başlangıcıdır. Sınav soruları belli. Çalışmak öğrenmek de bizim elimizde. Önceden soruları belli olan bir sınav biliyor musunuz siz? Ben de bilmiyorum. Elhamdülillah öyle bir Rabbimiz var ki bizi cennetine koymak için sorularını vermiş. Rabbimiz hepimizi Efendimiz (s.a.v) ile cennetinin Liva-ül Hamd sancağında buluşturmayı nasip eylesin, amîn!

Vesselam ve duâ ile…


(1)  Necip Fazıl Kısakürek
(2) On Üçüncü Söz; İkinci Makam
(3) Tevbe Suresi 9/111
(4) Risale-i Nur; Mektubat, Birinci Mektup, Ikinci Sual
(5) Risale-i Nur; Mektubat, Birinci Mektup, Ikinci Sual
(6) Enbiya Suresi 35

 

 

 

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?