Yaşasın Yaşlı Kadınlar

0

Annemin babaannesi, akşam vakti yaklaşınca, usulca yerinden kalkar abdest almaya gidermiş. Abdestini alır sonra yerine oturur ve ezanı beklemeye başlarmış. Beklermiş beklermiş, dayanamaz namaza dururmuş. Annem “Babaanne daha ezan okunmadı ki! Kerahat vakti!” diye uyarınca bu tatlı ihtiyare “Bekir hoca bilmiyor. O hep geç okuyor.” diye kızarmış. ☺ Bu yüzden Bekir Hoca’yı da pek beğenmezmiş. Doğrusunu söylemek gerekirse Bekir Hoca beğenilmeyecek gibi bir hoca da değilmiş oysa. Yaylada sırf Allah rızası için çocuklara Kur’ân-ı Kerim öğreten kendi hâlinde bir hocaymış. Annemden dinlediğime göre: Bir gün Bekir Hoca, Hoca Dayı’yla (sanırım lakabıydı) yan yana namaza durmuşlar. Bir ara Bekir Hoca, Hoca Dayı’ya yaslanmış ve öylece yaslanmaya devam etmiş. Hoca Dayı da içinden “Allah Allah.. Bu Bekir Hoca da ne diye namazda bana yaslanıyor?” diye düşünürmüş. Meğerse Bekir Hoca, namazda Rabbinin huzurundayken vefat edivermiş.

Annem “Bir can bu kadar kolay çıkar mı?” diye Bekir Hoca’nın kuş gibi uçan canına hayret ederek anlatıyordu. Yani anlayacağınız bizim babaannenin beğenmediği hoca buysa beğendiği nasıl olurdu bilemiyorum.😳

Namazda ölmek demişken biraz da Küber Ana’dan bahsedeyim. Küber Ana, benim anneannemin anneannesiymiş. Ve bu hanım bildiğiniz namazıyla nam salmış. Ne bir Duha namazı ne bir Teheccüdü kaçmazmış.😱 En nihayetinde “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz.” hakikatı sırrınca Küber Ana da secdedeyken ruhunu teslim etmiş Rabbisine…

Küber Ana demişken kızından da bahsedelim. Yani anneannemin annesinden… Allah’a hamd olsun ki bu tatlı ihtiyare hâlâ hayatta ve ayrılırken en müteessir olduğum insanlardan biri. Zayıf, naif, sessiz ve ufak tefek bir hanım olan büyükanneannemi hiç sesini yükseltirken hatırlamıyorum. Öyle nazik ki elini tutmaya kıyamazsınız. Büyükanneannemin yanında biri “Ben bir abdest alayım bari.” diyecek olursa “Abdestsiz gene nasıl yere basasınız geliyor?” diye ciddi bir şaşkınlıkla hayret eder. Bir gün annem yanında namaza durmuş. Namazdan sonra anneme “İki mi kıldın?” diye sormuş. Annem de “İki kıldım.” deyince kadıncağız “Namazı nasıl yarım kılasınız geliyor?” diye hayret etmiş. Ben bunu dinleyince kendi kendime “Allah Allah… Seferi mi kıldı acaba? Ama insan memleketinde seferi olmuyor ki!” diye içimden düşünmüştüm. MEĞERSE ANNEM YATSI NAMAZININ SON SÜNNETİNİ İKİ REKAT KILDIĞI İÇİN HAYRET ETMİŞ! (Yatsı ve öğle namazının son sünnetini dört rekat kılmak da sünnettir.) Yani son sünneti iki rekat kılmak demek kadıncağıza namazı yarım kılmak geliyor. Duhayı sekiz, evabini altı kılan ve bunu her daim yapmaya çalışan bir nine…


Anneannemden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Hayatta en çok sevdiğim insanlardan olan anneannemden ayrılırken küçüklüğümden beri çok üzülürüm. O da çok üzülür ve sarılırken sessizce “Ayrılık olmadan kavuşmak olmaz.” der. Ben ayrılık olmadan kavuşmak olmadığını, gece olmadan gün doğmadığını ondan öğrendim sanırım. Ne facebook bildirimi ne başka bir şey olmadan yıllardır her doğum günümü hatırlar (anneminkini unutur) ve beni hep “Gülçiçek, nurçiçek, nurgül, ırmak yanında kızıl ağacım.” diye sever.💕 Küçüklüğümden beri tatillerde köye onun yanına giderim. Hatırlıyorum yanımda yatıp “Yattım Allah kaldır beni. Nur içine daldır beni. Can bedenden çıkmadıkça imanla uyandır beni. Yattım Allah kalkarım inşâAllah. Kalkamazsam ‘La ilahe illallah Muhammedin Rasulallah(sav).’” diye her gece uyumadan beraber dua ederdik. Çocukluğumun duası bu, ondan öğrendim. Anneannem cana hiç kıyamaz. Yılan görse dokunmaz yani. Can taşıyor diye mi o da kendi hâlinde yaşayan âciz bir hayvan diye midir? Sinek bile öldürmek istemez. Bir keresinde yine anneannemin yanında birkaç gün kalmaya gitmiştim. Anneannem evin dışarısındaydı ama dış kapı açıktı. Köy evlerinde, orada öyle olur. Yani kediler eve girer pişt yaparsın kaçar, normal şeyler yani bunlar orada. Ben de evi süpüreyim diye süpürgeyi aldım. Biraz süpürdüm sonra bir baktım yerde akrep! 😱 Ben resmen donakaldım. Deli gibi korkuyorum ama bir şey yapmaya cesaret edemiyorum. Sonra o hareket etti, halının altına girip gözden kayboldu. Anneannem içeri girdi. Akrep var deyince şöyle bir baktı, benim ödüm patlamış gibi görünce bir iki halının altına baktı. Ne dese beğenirsiniz “Kızım korkma ben arada görüyorum 👀 onlar sen bir şey yapmazsan sana bir şey yapmazlar.”… Anneannem, anladım haklısın doğrusun diyeceğim de uğurböceği mi bu bildiğin AKREP! Zaten bir keresinde de hani yazın bir böcek oluyor kocaman siyah uçuyor doz doz ses çıkararak. 😵 Heh işte ondan pat diye yanıma kondu. Pat diye kondu ve bence hormonlu bir kayısı kadar kocamandı. O kadar korktum ki akrepten daha çok korktum, soğuk soğuk terleyip titrediğimi hatırlıyorum. O böcekle birkaç dakika neler yaşadım buraya yazılacak şeyler değil ama ömrümden ömür gitti, bir de uçuyor ya öyle savunmasız hissediyorsun ki! Anneannem olayı öğrenince beni bir iki sakinleştirmeye çalıştı ama baktı yok o böcek gitmek zorunda, böceği yakalayıp dışarı atmaya karar verdi herhâlde. Ama nasıl attığını bir görseniz resmen bıcıbıcı diye severek yakalayıp attı.😳 Kendimi aralarındaki kara kedi gibi hissettim. Galiba içinden “Ya görüyorsun işte… Bizim torun.. Senden ödü patlamış biraz. Mecbur kaldım böcek kardeş yoksa beni biliyorsun.” diye helallik istiyordu.😁


❤Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki: “Âhirzamanda, ihtiyare kadınların samimî dinlerine ve kuvvetli itikadlarına tâbi’ olunuz.” (1)


Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Risale-i Nur’larda bu konudan şöyle bahseder:

🌸 “Birden bu hadîs-i şerif ihtar edildi:


عَلَيْكُمْ بِد۪ينِ الْعَجَائِزِ


Yani: “Âhirzamanda, ihtiyare kadınların samimî dinlerine ve kuvvetli itikadlarına tâbi’ olunuz.” Evet ihtiyare kadınlar fıtraten zaîfe ve hassase ve şefkatli olmalarından, herkesten ziyade dindeki teselli ve nura muhtaç olduğu gibi; herkesten ziyade fıtratlarında fedakârane şefkat cihetiyle, dinde bulduğu nihayetsiz şefkatperverane bir nur-u teselli ve iltifat-ı merhamet-i Rahman ve nokta-i istinad ve nokta-i istimdada ihtiyacı var. Tam sebat etmek, fıtratlarının muktezasıdır. Onun için, bu zamanda o hacatı tam yerine getiren Risale-i Nur, her şeyden ziyade onların ruhlarına hoş geliyor ve kalblerine yapışıyor. (2)


Yani şefkat madeni olan bu naif ihtiyarelerin yaşlandıkça imanı daha da güzelleşiyor. Anneannemin cana kıyamayışı da imanın verdiği bir şey. Zaten Risale-i Nurları okuyanların bazıları sivrisinek öldüremez hâle gelir. Çünkü ona Rabbinin esmasını anlatan bir mektup gibi bakıyor, onu Rabbine kulluk eden bir âciz mahluk görüyor ve onun canına kıymak konusunda Rabbinden korkuyor. Kızlarda bu daha çok olur sanırım. En kötü ihtimalle yanındaki birine “Ya şunu öldür n’olur…” diye yalvarır ama kendi yine de dokunmaz.

Hani yine Risale-i Nurlarda bir yerde şöyle bahseder:

” Ve üç vilayetin insaflı bir kısım zabıtaları demişler: “Nur talebeleri manevî bir zabıtadır. Asayişi muhafazada bize yardım ediyorlar. İman-ı tahkikî ile; Nur’u okuyan her adamın kafasında bir yasakçıyı bırakıyorlar, emniyeti temine çalışıyorlar.”


  Bunun bir nümunesi Denizli Hapishanesidir. Oraya Nurlar ve o mahpuslar için yazılan Meyve Risalesi girmesiyle, üç dört ay zarfında iki yüzden ziyade o mahpuslar öyle fevkalâde itaatli, dindarane bir salah-ı hâl aldılar ki; üç dört adamı öldüren bir adam, tahta bitlerini öldürmekten çekiniyordu.”(3)


Anneannemin böceklerle ilişkisi de imanın verdiği bir hâl demek ki.


Ve sonra anladım ki anneanneciğimin namaza “Niyet ettim Hazreti Allahım, Senin rıza-i şerifin için, namazını kılmaya…” diye hayran kaldığım niyeti de onun o temiz imanının güzelliğindenmiş…


İşte böyle… Ayrıca deden hacı olunca ya da anneanneler böyle olunca bazılarının sandığı gibi ahirette bir torpil olmadığını bilmeli insan. Hem de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Ya Fatıma, kalk, namaz kıl. Sakın, babam peygamber diye ihmal etme. Allah’ın rahmeti olmadan ben de bir şey yapamam.”(4) buyurmuşken…

Son olarak; yukarıda insanların söylediler diye yazdığım cümleleri tam tamına kelimesi kelimesine aynı olmayabilir, aklımda kaldığı kadar yazmaya çalıştım, rahatça hayal kurabilin diye akışı bozmak istemedim, yalan söz olmuş olmasın. Zaten şiveyle konuştukları için konuştukları gibi yazsam ne dediklerini anlayamayabilirdiniz. Yani şimdi şuraya babaannemin “Çeşmek çaldı.” lafını yazsam kaç kişi “Şimşek çaktı.” olarak anlar ki? Evet bazen ben de babaannemi anlayabilmek için bir tercüman ihtiyacı duyuyorum. 😅 Yani demem o ki, yukarıda yazdığım şekilde söylemedilerse de ona benzer bir şey demişlerdir artık siz anlayıverin gari.

Selam Karadenizlilere ve bazen kendini bir Karadenizli gibi hissedenlerin üstüne olsun. 😊


(1) Hadis-i Şerif | İmam-ı Gazâli-İhyâu Ulûmi’d Dîn

(2) Risale-i Nur | Kastamonu  Lâhikası

(3) Risale-i Nur | Lem’alar
(4) Hadis-i Şerif | Müslim, İman,89, Hadis no:351

Paylaş

İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?